Kayıtlar

Mayıs, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
  ☀️ Bölüm 3 8 – Yüzleşme ☀️ Rüzgar’ın o gece söylediği cümle Güneş’in zihninde yankılanıp durmuştu. “Pilot… sadece senin baban değil… benim de hayatımı mahveden adam.” O gece uyuyamadı. Sabah erkenden kalktı. Saçını bile toplamadan bilgisayarın başına oturdu. "Pilot lakaplı adam", "İstanbul mafya", "havadan iş yapan suç lideri" ... Dalgaların arasından ip arar gibi, sayfaların içinde bir iz aradı. Ve sonunda… bir fotoğraf. Siyah beyaz. Başında kasket olan, yanında başka adamlarla yürüyen bir adam. Saçları güneşe dökülmüş gibi açık, yüzü sert, duruşu kibirli. Ve açıklamada şu yazıyordu: Kod Adı: Pilot Gerçek ismi: [Gizli] Uyuşturucu rotalarını havadan yöneten, eski hava kuvvetleri bağlantılı bir kaçakçı. Hakkında birçok dava açıldı, fakat hiçbirine resmî kimliğiyle çıkmadı. Güneş'in içi buz gibi oldu. "Bu… benim babam mı?" Annesi evde değildi. Çıkıp bir nefes almak istedi ama attığı her adımda ayakları geri geri gidiyor...
  ☀️ Bölüm 3 7 • Takip ☀️ Güneş, o gün defterine hiçbir şey yazamadı. Kalemi eline aldı, bırakttı. Aklında sadece bir şey vardı: Rüzgar saklıyor. Hem de büyük bir şey. Ve o sakladığı şey, Güneş’in canını yakacak gibiydi. O akşam üstü, Rüzgar tamirhaneyi kilitleyip hızlı adımlarla uzaklaşırken, Güneş uzaktan onu izliyordu. Siyah montunun kapüşonunu geçirmiş, ara sokaklardan yürüyordu. Sanki biri onu izliyor gibiydi ama o da bunu umursamıyor gibiydi. Güneş ise gölgelerden sessizce onu takip ediyordu. Bir süre sonra Rüzgar bir binaya girdi. Bina terkedilmiş görünüyordu. Camları kırık, kapısı paslı. Güneş biraz daha yaklaştı. Duvarın dibinde diz çöktü, kulak kabarttı. İçeriden boğuk sesler geliyordu. “Sen neden hâlâ o kızla görüşüyorsun?” “O bizim planımıza zarar verebilir.” “Pilot’un kızı olduğunu sen de biliyorsun, Rüzgar.” Pilot’un kızı. Yine aynı cümle. Güneş’in içi buz kesti. Ama bir saniye sonra kapı hızla açıldı. “Güneş?!” Rüzgar’ın gözleri kısıldı. Onu karşı...
  ☀️ Bölüm 36  • Sessiz Adamlar ☀️ Ertesi sabah, Güneş aynaya bakarken gözlerinin altında morluklar vardı. Rüya gerçek gibiydi. Hatta… biraz fazlasıydı. O çocuk sanki sadece bir kabus değil, bir ipucu gibiydi. Ve o sesler… “Onun bir şeyi var. İyi mi o?!” Güneş, içinden atamadığı huzursuzlukla sokağa çıktı. Elinde defteri, başında kapüşon. Hava kapalıydı. Sokaklar sessizdi. Ama bu sefer yalnız değildi. Sokak başında bekleyen iki adam dikkatini çekti. Siyah montlu, boğuk yüzlü adamlar. Ona değil ama sokağın diğer ucundaki dükkanlara dikkat kesilmiş gibilerdi. Ve o dükkanlardan biri, Rüzgar’ın tamirhanesiydi. O an içini bir ürperti kapladı. “Rüzgar…” Adını anmak bile içini ısıtıyordu. Ama o anlık ısı, buz gibi bir şüpheyle yer değiştiriyordu. Güneş, içindeki endişeye karşı koyamayarak tamirhaneye gitti. Demir kapı aralıktı. İçeriden hafif bir metal çarpması sesi geliyordu. Kapıdan içeri girdiğinde, Rüzgar'ın sırtı dönüktü. Ama yalnız değildi. İçeride beş adam daha var...
  ☀️ 35.bölüm  • Göz Göze ☀️ “Dün…” Güneş içinden geçirdi bu kelimeyi. Dün yaşadığım şeyi kimseye anlatamam. Belki sadece kendime. Belki sadece... sayfama.” Dershaneden çıkmıştı. İnsanlardan yorulmuştu. Herkesin sorduğu sorulardan, karşılıksız bakışlardan… biraz yürümek istiyordu. Telefonda Aslı vardı. Sıradan, eğlenceli bir konuşma. Caddeden yukarı doğru yürümeye başladı. Gözlerini dar sokaklara çevirdiğinde, içinde bir huzur vardı önce. Sessizlik. Rüzgârın taşıdığı toz kokusu, taş kaldırımların ürkek sesi. Ama sonra… “Ben silahımı kaybettim!” Güneş, o sesi duyduğunda tüm tüyleri diken diken oldu. “Bana silah getirin! O orayı bilmiyor… onun bir şeyi var. İyi mi o?!” Arkasına döndü. Simsiyah bir çocuk. Siyah tişört, siyah pantolon. Belinde silah koymak için bir kılıf vardı. Saçları sıfıra yakın kısalıktaydı. Ve gözleri… Kıpkırmızı. Koşarak yanından geçti. Sonra bir anda durup ona döndü: “Belsa AVM nerede biliyor musun?” Güneş'in kalbi hızlandı. Eli telefonun ses...
  ☀️ 34.bölüm  • Cevapsız Sorular ☀️ Güneş elinde fotoğrafla mutfağa doğru yürüdü. Annesi masanın başında, sessizce çay içiyordu. Yorgun görünüyordu ama yine de mutfağa hâkim olan o “anne” kokusu, bir anlığına Güneş’in içini rahatlattı. Ama bu rahatlık kısa sürdü. Güneş, fotoğrafı annesinin önüne bıraktı. "Anne..." dedi, sesi çatallıydı, boğazında düğüm gibi bir şey vardı. "...Pilot kim?" Annesi dondu. Ellerini çayın üstünde birleştirdi, başını yavaşça kaldırdı. Göz göze geldiler. O anda Güneş, annesinin gözlerinde bir şeyin kırıldığını fark etti. Sanki yıllardır saklanan bir sır, sonunda ağırlığını taşıyamamış gibi dökülecekti. "Kim verdi bunu sana?" diye sordu annesi kısık sesle. "Önemli değil," dedi Güneş. "Sen anlat." Kadın derin bir nefes aldı. Sanki yıllar öncesine geri gidiyordu zihni. “Sen doğduğunda... babanı kaybettik sanmıştım. Daha doğrusu... bizden uzak kalmayı tercih etti.” “Yani o yaşıyor...” Güneş’in sesi he...
  ☀️ 33.bölüm , pilotun gölgesi  ☀️ Okuldan çıkalı yarım saat olmuştu. Güneş elindeki kulaklığı çantasına tıkıştırırken telefonuna gelen mesajı fark etti. Bilinmeyen bir numara: “Kütüphane sokağında seni bekliyorum. Baban hakkında konuşmalıyız. Lütfen gel.” Birkaç saniye ekrana boş boş baktı. Parmakları titredi, sonra istemsizce telefonu kapatıp yürümeye başladı. Kalbi düzensiz atıyordu. “Baban” kelimesini çocukluğundan beri duymamıştı. Hep eksik bir sayfa gibi kalmıştı içinde, tamamlanmamış bir hikâyenin ana karakteri gibi. Kütüphane sokağına vardığında güneş yavaşça batıyordu. Hava serindi. Sokağın köşesinde, siyah montlu bir adam, elleri cebinde bekliyordu. Gözleri karanlık, bakışları netti. Güneş istemsizce bir adım geride durdu. Adamın gözleri onun gözlerine kilitlendi. “Sen... Güneş misin?” Güneş başını yavaşça salladı. Adam ceketinin içinden bir zarf çıkardı. “Bu senin. Baban... Pilot’tan.” “Pilot mu?” diye tekrarladı Güneş, neredeyse fısıltı gibi. Adam sadec...
                                             “Birini son kez gördüğünü bilmeden yaşamak, en ağır yükmüş.             Sadece bir gün, sadece bir sarılma, sadece bir ‘seni seviyorum’...              Hayatın ne zaman darmadağın olacağını asla bilemiyorsun.            Ve ben artık, içimdeki çocuğu susturmayı öğrenmeliyim.              Çünkü büyümek… bazen sadece mecbur kalmakmış.”
  ☀️ 32.   Bölüm - Aslı'nın Gözünden | “Bir Sır Gibi” O gün okuldan erken çıkmıştım. Bahçede, merdivenlerin kenarına oturmuş, kulaklığımı takmış, insanları izliyordum. Herkesin bir telaşı vardı, benimse sadece içimde garip bir sıkışıklık. Sanki bir şey olacakmış gibi. Ve sonra Ferhat geldi. Adımlarını ilk duyan ben oldum. Sessizdi. Gözleri yerdeydi. Ama içindeki fırtına, uzaktan bile belliydi. “Selam,” dedi, ama sanki ağzından zorla çıkmıştı. “Selam,” dedim ben de, sessizce. Yanıma oturdu. Aramızda garip bir sessizlik oldu. Rüzgâr vardı biraz. Saçlarımı yüzümden çekmekle uğraşıyordum. O ise hâlâ cebindeydi elleri. “Güneş iyi mi?” diye sordu birden. Bir an kalbim durdu sandım. O an anladım ki… hâlâ kalbinde o kız vardı. Her ne olmuş olursa olsun, hâlâ Güneş’ti merkezinde döndüğü kişi. “İyi. Olmaya çalışıyor,” dedim. Bakışlarımız buluşmadı bile. Ama sözler birbirine dolandı. Sonra cebinden bir not çıkardı. Kıvrılmıştı, biraz buruşuktu. Uzattı. “Sadece zamanı geldiği...
 ☀️ 31.   Bölüm: Sadece Beni Değil, Kendini de Seç Adımlarını kaldırım taşlarına uyumlu atmaya çalışıyordu Güneş. Aslı, onun yanında sessizce yürüyordu. Gün batımı, gökyüzüne pastel tonlar çizmişti. Sarı, turuncu, biraz da mora çalan bulutlar… “Bugün bir garipim Aslı,” dedi Güneş, saçlarını kulağının arkasına atarken. “Sanki... biri beni izliyormuş gibi. Ama korku değil bu, bilmiyorum... içimde garip bir sıcaklık var.” Aslı, durdu. Gözlerini Güneş’e dikti. Bir anlığına, "o burada" demek geldi içinden. Ferhat’ın mesajları aklına geldi. 📱 🔴 Ferhat : Bugün nasıl? 🟢 Aslı : Biraz dalgın ama toparlıyor. 🔴 Ferhat : Ben onu uzaktan izliyorum. Elimle dokunamıyorum ama kalbim onunla. 🟢 Aslı : Keşke bunu bilse. 🔴 Ferhat : Hayır... önce kendini bulmalı. Benimle değil, sadece kendisiyle iyileşmeli. Aslı, Güneş’in yanına yürüdü ve hafifçe omzuna dokundu. “Bazen bazı hislerin sebebini bilmeyiz,” dedi. “Ama bu... belki de seni hâlâ önemseyen birinin kalbinden gele...
 ☀️ 30 . Bölüm — Bir Ses Kadar Uzak, Bir Kalp Kadar Yakın ☀️ Ferhat’ın Gözünden Bazen kaçmak zorunda kalırsın. Savaşmak istemediğinden değil... Savaşmanın hiçbir anlamı kalmadığında. Güneş’in adını telefonumda hâlâ “Güneşim” olarak tutuyorum. Ama artık o isme bakmak bile karanlık gibi. Çünkü ben o ışığın yanına layık biri değilim. Çünkü ben... her şeyimi kaybettim. Onunla son konuşmamızdan sonra bir mesaj yazdım. İki yıl, dedim. İki yıl sonra kendi kararlarını verebileceğin bir dünyada yine gelirim. Ama bunu söylerken inandım mı, bilmiyorum. Ya o beni beklerse? Ya ben... dönecek kadar güçlü olmazsam? Ama bilmediği bir şey var. Ben onun attığı her adımı hâlâ izliyorum. Sosyal medya hesabını gizli bir hesaptan takip ediyorum. Hatta geçen gün paylaştığı o şehir konseri hikâyesine, üç kere baktım. Arkadaşının storysinde arka planda kahkaha atarken görünüyordu... ama o kahkahanın ortasında bir anlık boşluğa düşen bakışını fark ettim. Güneşim… hâlâ içinden geçenleri...
  ☀️ 2 9 . Bölüm — Kalabalığın Ortasında Bir Yüz ☀️ Kalabalık, geceye ait olmayan bir enerjiyle dolmuştu. Neon ışıklar, gülüşler, müzik sesi... Herkesin ritme kapıldığı, anın tadını çıkardığı bir geceydi bu. Şehir merkezindeki konser alanı gençlerle dolmuş, sokaklar adım atılamayacak kadar hareketliydi. Güneş, konser alanına adım attığında etrafına kısa bir bakış attı. Bileğine takılan fosforlu bileklik parlıyordu, saçlarını açık bırakmıştı; hafif dalgalı, rüzgârda dans eder gibi. Üzerinde yüksek bel siyah bir pantolon ve bordo askılı bir bluz vardı. Ceketini koluna almış, yanında yürüyen yakın arkadaşı Ayça’ya gülümsüyordu. Ayça heyecanla konuşuyordu: “Düşünsene, belki sahneye çıkar birileri! En önden izlemeliyiz!” Güneş başını salladı, içten olmasa da kırmamaya çalışarak. Kendini eğlenmek zorundaymış gibi hissediyordu. Oysa içindeki sessizlik çığlık gibiydi. Kalabalığın içine karıştıklarında müzik yavaşça yükselmeye başladı. Güneş başını hafifçe kaldırdığında, kalabalığ...
  ☀️ 2 8 . Bölüm — Sessizlikte Dönüş ☀️ Otobüs, ağır ağır hareket ettiğinde Güneş, cam kenarındaki koltuğuna yerleşti. Elinde sıcak bir kahve vardı, ama aslında soğumuştu bile. Yanında Aslı oturuyordu ama konuşmadan… sadece beraber susuyorlardı. Bazen en yakınlık, sessizlikte saklıydı. Yol kenarından hızla geçen ağaçlara baktı Güneş. Onlar da bir şeyleri geride bırakıyor gibiydi. Geçtiği her viraj, içindeki boşlukla yarışıyor gibiydi. Kulağında sakin bir şarkı çalıyordu. “Keşke burada olsaydın…” Düşünmemeye çalıştı. Ama gözlerinin kenarında biriken yaş, kalbinin hâlâ aynı isimde ısrar ettiğini belli ediyordu. Otobüs mola verdiğinde herkes indi. Güneş, geride kaldı. Başını cama yasladı. Gökyüzü griydi. Ama Güneş’in içi, daha da grileşmişti. — “İyiydin bugün,” dedi Aslı sessizce. — “Çok iyiydim,” dedi Güneş, dudaklarının ucunda buruk bir gülümsemeyle. — “Ama yine de... aklın hep bir yerdeydi.” — “Hep bir kişide,” dedi içinden. Ama dışarıya sadece bir "belki" fısıltıs...
 ☀️ 2 7 . Bölüm — Bir Günlük Güneş ☀️ Sabah, otelin balkonuna çıkan Güneş’in yüzüne çarpan ilk şey, temiz dağ havası oldu. Gözlerini ovuşturdu, saçlarını dağınık bıraktı ama gülümsedi. Bugün bir başka uyanmıştı. Belki hâlâ içinde eksik bir şeyler vardı ama… oradaydı. Yaşıyordu. Kahvaltı salonuna indiğinde Aslı çoktan masayı doldurmuştu bile. — “Geç kalırsan simitleri kaparım, ona göre!” — “Sen zaten bu geziye karın tokluğuna katılmış gibisin,” dedi Güneş gülerek. Kahvaltı sonrası ilk durak: doğa yürüyüşü. Ayaklarında spor ayakkabılar, sırtında minik bir çanta… Güneş her adımda özgür hissediyordu. Yürürken Aslı ona anlamsız şarkılar söylüyor, etraftaki her kelebeğe isim takıyordu. Güneşse gülüyordu. Çok uzun zamandır böyle içten gülmemişti. Öğle saatlerinde bir göl kenarında piknik yapıldı. Kızlar yere battaniye serdi, sandviçlerini paylaştı. Arka planda su sesi, rüzgâr ve Aslı'nın sürekli Güneş’e "Bence sen tekrar yazmaya başlamalısın" ısrarı vardı. Güneş sade...
  ☀️ 26. Bölüm — Gülüşünün Gölgesinde ☀️ Yürüyüş yolu boyunca ağaçların arasından süzülen güneş ışığı, Güneş’in yüzüne vuruyordu. Sanki gökyüzü adını anımsıyor, onu okşar gibi iniyordu. Aslı, onun yanından bir saniye ayrılmıyordu. Elinde telefonla bir yandan story çekiyor, bir yandan da Güneş’i buna zorla dâhil etmeye çalışıyordu. — “Bak, şu açıda çok güzelsin,” dedi Aslı, kamerasını Güneş’e doğrultup. Güneş hafifçe gülümsedi. Fotoğraf çekilirken yüzüne yansıyan gülüş samimiydi ama içten değildi. Çünkü gülüş, bazen sadece bir maske olurdu. Sonra mola verildi. Öğrenciler yerlere oturdu, atıştırmalıklar çıkarıldı. Güneş ve Aslı da bir ağacın altına yerleştiler. Güneş çantasından termosunu çıkarıp çayından bir yudum aldı. Tam o sırada Aslı’nın telefonu titredi. Aslı, bir an ekranına bakıp yüzünü ekşitti. — “Kimdi?” diye sordu Güneş, istemsizce. — “Eski bir şey… artık yok saymaya çalışıyorum,” dedi Aslı, başını çevirip uzaklara bakarak. Güneş susakaldı. Tanıdı bu hissi. O d...
 ☀️ 2 5 . Bölüm — Kalabalık İçinde Bir Kişi ☀️ Sabah olmuştu. Güneş, okulun önünde sıraya giren öğrenci kalabalığına bakarken, biraz endişeyle çantasını daha sıkı kavradı. Sanki geziye değil de başka bir şeye gidiyorlarmış gibiydi. Ama sonra… o tanıdık sesi duydu: — “Beni beklemeden mi gidiyorsun Güneş Hanım?” Döndü. Aslı. Güneş’in sınıf arkadaşı değil, hayat arkadaşı gibi olmuştu son birkaç ayda. Ferhat’ın gidişiyle boşalan duvarlara onun sesi çarpıyordu artık. Onun gülüşü yankılanıyordu Güneş’in sessizliğinde. Ve Güneş, farkında olmadan hep onun yanında yürümeye başlamıştı. Çünkü bazen dostluk, birkaç kelimelik geçmiş değil, birkaç sessizliklik anlayıştı. Aslı, her zamanki gibi rengarenk giyinmişti. Üzerinde açık mavi oversize bir sweatshirt, altında gri eşofman pantolon. Saçları salaş bir topuzdaydı ama içinden çıkan birkaç tutam onu daha da canlı gösteriyordu. Güneş ise beyaz gömleği ve sade makyajsız haliyle yanında daha soluk kalıyordu, ama bu onun umurunda değildi. ...
  ☀️ 2 4 . Bölüm — Yolda Olmak ☀️ Güneş yatağının üstünde bağdaş kurmuş oturuyordu. Odanın içinde hafif bir müzik çalıyordu; neşeli sayılmazdı ama acıklı da değildi. Sadece düşünmelik . Annesi birkaç gün önce gezi formunu doldurup teslim etmişti. “Hayata biraz karış,” demişti kadın. Güneş ise sadece başını sallamıştı. “Tamam.” Şimdi ise dolabının karşısında oturuyor, ne giyeceğine değil, kim olacağına karar vermeye çalışıyordu. Gömlek mi? Sweatshirt mü? Güneşlik bir hava vardı ama içi hep biraz soğuktu. Beyaz, bol bir gömlek çıkardı askıdan. Altına kot pantolon… sade, ama dikkat çeken bir şeyler vardı üzerinde. Aynaya baktığında, saçlarını açık bırakmak istediğine karar verdi. Gözlerinin altı hafif mor, ama o “uykusuzum” ifadesi ona yakışıyordu bir şekilde. Bakışlarında bitmemiş cümleler, tamamlanmamış mesajlar vardı. Çantasını açtı. En üste defterini koydu. Yazmazsa çatlayacaktı çünkü. Belki otobüste, belki mola yerinde bir sayfa karalayabilirdi. Yanına kulaklığını aldı...
 ☀️ 23 . Bölüm — Sessizliğin Rengi ☀️ Güneş kapıdan içeri adımını attığında, evin içindeki hafif yemek kokusu onu karşılamıştı. Annesi mutfakta, masasını hazırlıyordu. “Hoş geldin,” dedi annesi, yüzünde hafif bir yorgunlukla. Güneş başını sallayıp, “Hoş buldum,” dedi usulca ve odasına yöneldi. Kapısını kapattıktan sonra, derin bir nefes verdi. Odası... onun küçük dünyasıydı. Sol duvarda, kitaplık vardı. Romanlar, defterler, küçük mumlar. Raflardan biri tamamen sarı ve turuncu kaplı kitaplarla doluydu; renk seçimi bilinçliydi — çünkü ona güneşi hatırlatıyordu. Masasının üstünde bir kaç fotoğraf vardı. Biri çocukken annesiyle çekildiği, biri ilkokuldan kalma bir dostluk hatırası, diğeri ise… Yüzü görünmeyen ama omzuna yaslanmış biriyle çekilmiş bir kare. Fotoğraftaki kişiyi hiç kimse tanımazdı. Ama Güneş bilirdi. Ferhat’tı o. Odasının cam kenarında ufak bir koltuk vardı. Üzerinde sarı bir battaniye, başucunda bir ajanda. Günlük tutmayı seviyordu ama son zamanlarda yazamamı...
 ☀️ 22 . Bölüm — Rastlantı Değil ☀️ Güneş, Rüzgar’ın uzattığı deftere baktı. Sayfalar gelişigüzel karalanmış, bazı işlemler yarım bırakılmıştı. “Sanırım kafan karışmış,” dedi gülümseyerek. Rüzgar kaşlarını kaldırdı. “Kafam genelde karışık zaten.” Güneş hafifçe güldü. İlk defa o kadar derin bir kahkaha atmasa da, dudaklarının kenarı kıvrılmıştı. Bu, uzun zamandır ilk defa kendiliğinden gelen bir tepkiydi. “Bak şimdi,” dedi kalemi eline alarak. Deftere eğildiler. Güneş adım adım anlattı, Rüzgar ise başını sallayarak dinledi. Ama gerçekten konuyu anlamaya mı çalışıyordu, yoksa onun konuşmasını mı dinliyordu, bu biraz karışıktı. “Sen baya iyi anlatıyorsun,” dedi Rüzgar, başını yana eğip ona bakarken. “Sen de baya dikkatsizmişsin,” dedi Güneş hafifçe göz devirmeyi ihmal etmeden. “Yani... haklısın.” Aralarındaki bu küçük atışma, bir anda ortamı daha rahat hale getirmişti. Dışarıda teneffüs zili çaldı. Sınıf yavaş yavaş dolmaya başladı ama onlar konuşmaya devam etti. “Bu arad...
 ☀️ 21 . Bölüm — Sessizliğin Arasından ☀️ Teneffüs ziliyle birlikte sınıftaki uğultu yeniden yükseldi. Sandalyeler itildi, ayak sesleri koridora taştı. Güneş ise hâlâ yerinden kalkmamıştı. Kalemi defterin üstünde dönüp duruyor, zihni bambaşka bir yerde dolaşıyordu. Melis, koluna hafifçe dokundu. “Hadi, bahçeye iniyoruz. Geliyor musun?” Güneş başını kaldırıp gülümsedi. “Siz gidin, ben biraz kalayım.” Melis anlamış gibi başını sallayıp sınıfı terk etti. Sınıfta yalnız kalınca Güneş, cam kenarına yürüdü. Okulun bahçesi aşağıda rengarenk ceketli öğrencilerle doluydu. Bazısı koşuyor, bazısı kantin sırasındaydı. Herkesin hayatı bir şekilde ilerliyordu. Sadece onunki durmuş gibiydi. Cep telefonunu usulca cebinden çıkardı. Ferhat’ın profiline girdi. Son görülmesi bir haftaydı. Bir fotoğraf... bir hikâye... bir iz bile yoktu. Sanki orada bile yoktu artık. O sırada sınıf kapısı gıcırdayarak açıldı. Beklenmedik bir şekilde bir erkek sesi duyuldu: “Pardon... öğretmen buradaydı da....
  ☀️20.bölüm,bir şey değişmedi sadece ben sessizleştim Zil çaldığında öğrenciler yavaşça sınıfa doluştu. Sandalyeler gıcırdadı, çantalar yere bırakıldı. Bazı öğrenciler hâlâ yarım kalan sohbetlerini fısıldayarak sürdürüyordu. Güneş, camdan dışarı bakmayı bırakıp defterini açtı, kalemini eline aldı. Kapı aralandı, içeriye omzunda kahverengi bir ceket taşıyan, yorgun ama sert bakışlı matematik öğretmeni girdi. "Sabahın erken saatlerinde ders işlemek zor ama üniversite sınavı sizi beklemez," dedi gülümseyerek. Sınıf hafifçe kıkırdadı. Güneş önündeki sayfaya boş boş baktı. Hoca tahtaya ikinci dereceden denklem yazarken sınıfta bir uğultu vardı. “Şimdi bu formül, delta sıfırdan büyükse iki kök verir çocuklar. Güneş?” Kafasını birden kaldırdı. Hoca gözlerini dikmiş ona bakıyordu. “Delta sıfırdan küçükse ne olur?” Güneş cevap verdi ama sesi neredeyse fısıltı gibiydi: “Gerçek kök yoktur...” “Doğru. Ama bazen görünmeyen kökler, en güçlü sonucu verir. Unutmayın," dedi öğret...
☀️19.bölüm , kafam kalabalık kalbim sessiz Sabah alarmı çaldığında Güneş, gözlerini yavaşça açtı. Griye çalan perdelerden sızan ışık, odanın köşelerine hafifçe vuruyordu. Yatağında doğrulmadan önce birkaç saniye daha öylece yattı. Düşüncelerini toplayacak hâli yoktu. Bir rüyayı unutmuş gibiydi ama içindeki his kalmıştı. Yataktan kalktı, aynaya yaklaştı. Saçları dağınıktı, gözlerinde bir yorgunluk... ama bir şey daha vardı: alışkanlık. Her sabahki gibi, yüzüne hafif bir tebessüm kondurmaya çalıştı ama dudaklarının kenarı titredi sadece. Kombinin çıtırtısıyla birlikte banyodan çıkan buhar, mutfağa yöneldiğini haber verir gibiydi. Güneş, üzerini giyinmek için dolabına yöneldi. Beyaz oversize bir kazak, altında koyu gri pileli etek… rahat ama içinde bir ‘özen’ vardı. Belki de kendi kendine “iyi görünmeliyim” deme çabasıydı bu. Okulun koridorları, sabahın o karmaşık sesiyle doluydu. Kahkahalar, çantaların sürtünme sesi, sınıf listeleri… Güneş sınıfa girdiğinde pencere kenarındaki sıraya ...