☀️ 26. Bölüm — Gülüşünün Gölgesinde ☀️

Yürüyüş yolu boyunca ağaçların arasından süzülen güneş ışığı, Güneş’in yüzüne vuruyordu. Sanki gökyüzü adını anımsıyor, onu okşar gibi iniyordu.
Aslı, onun yanından bir saniye ayrılmıyordu. Elinde telefonla bir yandan story çekiyor, bir yandan da Güneş’i buna zorla dâhil etmeye çalışıyordu.

— “Bak, şu açıda çok güzelsin,” dedi Aslı, kamerasını Güneş’e doğrultup.

Güneş hafifçe gülümsedi.
Fotoğraf çekilirken yüzüne yansıyan gülüş samimiydi ama içten değildi. Çünkü gülüş, bazen sadece bir maske olurdu.

Sonra mola verildi. Öğrenciler yerlere oturdu, atıştırmalıklar çıkarıldı. Güneş ve Aslı da bir ağacın altına yerleştiler.
Güneş çantasından termosunu çıkarıp çayından bir yudum aldı. Tam o sırada Aslı’nın telefonu titredi. Aslı, bir an ekranına bakıp yüzünü ekşitti.

— “Kimdi?” diye sordu Güneş, istemsizce.
— “Eski bir şey… artık yok saymaya çalışıyorum,” dedi Aslı, başını çevirip uzaklara bakarak.

Güneş susakaldı. Tanıdı bu hissi.
O da bir zamanlar öyle bakmıştı uzaklara… gözlerini kısmış, göremediği birini hissetmeye çalışmıştı.
Şimdi o his, Aslı'nın yüzünde görünüyordu.

Bir anda içi doldu. Elini Aslı’nın dizine koydu:

— “Bazen en sessiz vedalar, en derin izleri bırakır,” dedi Güneş.
— “Ve biz hâlâ onlara ses olmaya çalışırız,” diye tamamladı Aslı.

İki genç kız, gökyüzüne baktı. Dalların arasından sızan güneş, onları sardı.
İlk defa, suskunluk bir bağ olmuştu aralarında. Çünkü bazen konuşmamak, en güçlü dostluktu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar