☀️ 34.bölüm • Cevapsız Sorular ☀️

Güneş elinde fotoğrafla mutfağa doğru yürüdü. Annesi masanın başında, sessizce çay içiyordu. Yorgun görünüyordu ama yine de mutfağa hâkim olan o “anne” kokusu, bir anlığına Güneş’in içini rahatlattı. Ama bu rahatlık kısa sürdü.

Güneş, fotoğrafı annesinin önüne bıraktı.

"Anne..." dedi, sesi çatallıydı, boğazında düğüm gibi bir şey vardı.
"...Pilot kim?"

Annesi dondu. Ellerini çayın üstünde birleştirdi, başını yavaşça kaldırdı. Göz göze geldiler. O anda Güneş, annesinin gözlerinde bir şeyin kırıldığını fark etti.
Sanki yıllardır saklanan bir sır, sonunda ağırlığını taşıyamamış gibi dökülecekti.

"Kim verdi bunu sana?" diye sordu annesi kısık sesle.

"Önemli değil," dedi Güneş. "Sen anlat."

Kadın derin bir nefes aldı. Sanki yıllar öncesine geri gidiyordu zihni.
“Sen doğduğunda... babanı kaybettik sanmıştım. Daha doğrusu... bizden uzak kalmayı tercih etti.”

“Yani o yaşıyor...”
Güneş’in sesi hem kırgın hem umutluydu.

“Yaşıyor,” dedi annesi. “Ama hiçbir zaman sadece ‘baba’ değildi. Onun bir hayatı vardı... tehlikeli bir hayat. İnsanların ona verdiği lakap: Pilot. Çünkü her şeyini gökyüzünden yönetti. Uçaklar, sevkiyatlar, izlenmemek için seçtiği yol... hep hava oldu. En güvende olduğunu düşündüğü yer.”

Güneş başını öne eğdi.
"Yani beni izledi mi hep? Beni düşündü mü hiç?"

Annesi başını salladı. "Seni düşündü. Ama korktu. Sana zarar gelsin istemedi."

Güneş ayağa kalktı. Artık bu ev bile ona yabancı gibiydi.
“Benim bir babam varmış... ama o gökyüzünde yaşamayı tercih etmiş. Ben aşağıda kalmışım.”

Sessizce odasına yürüdü. Kapıyı kapatmadan önce arkasını dönüp ekledi:
“Ben şimdi neye inanacağım, anne?”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar