☀️ 33.bölüm , pilotun gölgesi ☀️

Okuldan çıkalı yarım saat olmuştu. Güneş elindeki kulaklığı çantasına tıkıştırırken telefonuna gelen mesajı fark etti. Bilinmeyen bir numara:
“Kütüphane sokağında seni bekliyorum. Baban hakkında konuşmalıyız. Lütfen gel.”

Birkaç saniye ekrana boş boş baktı. Parmakları titredi, sonra istemsizce telefonu kapatıp yürümeye başladı. Kalbi düzensiz atıyordu. “Baban” kelimesini çocukluğundan beri duymamıştı. Hep eksik bir sayfa gibi kalmıştı içinde, tamamlanmamış bir hikâyenin ana karakteri gibi.

Kütüphane sokağına vardığında güneş yavaşça batıyordu. Hava serindi. Sokağın köşesinde, siyah montlu bir adam, elleri cebinde bekliyordu. Gözleri karanlık, bakışları netti.

Güneş istemsizce bir adım geride durdu. Adamın gözleri onun gözlerine kilitlendi.

“Sen... Güneş misin?”
Güneş başını yavaşça salladı.
Adam ceketinin içinden bir zarf çıkardı.
“Bu senin. Baban... Pilot’tan.”

“Pilot mu?” diye tekrarladı Güneş, neredeyse fısıltı gibi.

Adam sadece başını eğdi. “O seni hep gökyüzünden izledi. Seni korumak için uzak durdu.”

Zarfı ellerine aldığında içindeki fotoğrafı gördü. Çok eski bir kareydi. Bir kadın—annesi—genç, mutlu görünüyordu. Yanında bir adam vardı. Siyah güneş gözlüğü, yakışıklı ve ciddi.
Fotoğrafın arkasına tükenmez kalemle sadece iki kelime yazılmıştı:

“Ben hâlâ buradayım.”

 

Güneş eve döndüğünde yüzü solgundu. Yolda bir kelime bile etmemişti. Aslı, onun ardından bakmış ama ısrar etmemişti. Odasına kapanan Güneş, masasına oturdu, fotoğrafa bir daha baktı. Kalbi öyle bir hızla atıyordu ki nefes alamayacak gibi hissetti.

İlk defa yıllardır sormaya cesaret edemediği o soruyu sesli sordu:
“Benim babam... kim?”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar