☀️18. Bölüm: Camın Dışındaki Sessizlik “Ben seni bir yerlere yazdırdım,” dedi annesi, bir sabah mutfağın loş ışığında. Güneş, gri eşofmanlarının paçaları yerde sürünerek masaya geldi. Saçları dağınıktı, gözleri hâlâ uykudan çıkamamıştı. “Ne?” “Gezi varmış. Okulla. Günübirlikmiş. Biraz değişiklik olur sana.” Kadın ilk kez kızının hayatına bir pencere açmak istemiş gibiydi. Güneş başını salladı. Hayır da diyemedi. Çünkü ilk defa annesi bir şeye “Güneş için iyi olur” diye karar vermişti. Sabahın erken saatinde okulun önüne geldiğinde, etraftaki kalabalık gözünü aldı. Kızlar rengârenk giyinmişti. Birinin sırtında pembe bir çanta, diğerinin saçlarında örgülerin arasında çiçek tokalar vardı. Erkekler, fotoğraf çekmek için sıraya dizilmiş, esprilerle ortalığı kahkahaya boğuyordu. Güneş ise sade bir beyaz tişört giymişti. Üzerine ince bir jean ceket geçirmiş, siyah pantolonu ve bileği açık spor ayakkabısıyla sanki o kalabalığın silik bir gölgesiydi. Saçlarını toplamaya ...
Kayıtlar
Nisan, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️17. Bölüm: Söz Gibi Kayıp Ferhat gitmişti. Ama gerçekten mi gitmişti, yoksa sadece ortalıkta mı yoktu… Güneş bunu hâlâ çözememişti. Telefonundaki son mesaj hâlâ oradaydı. İki yıl, demişti. İki yıl sonra geleceğim, seni istemeye geleceğim. Ama aradan 6 ay geçmişti. Ve Ferhat’tan tek bir ses yoktu. Ne bir emoji, ne bir gece yarısı mesajı. Sessizlik, artık sözlerin bile üzerine basıyordu. Güneş her sabah kalktığında ilk iş telefona bakmıyordu artık. Ama geceleri… Uyumadan önce hâlâ o konuşmayı açıyordu bazen. Ekrana dokunuyor, geri çıkıyordu. Sanki o mesajın üstüne bastığında Ferhat’a dokunacakmış gibi… Ama hiçbir şey olmuyordu. Aralarında yaşanan 4 ay… Çok şey sığmıştı o 120 güne. Kahkahalar, kavga etmeler, Ferhat’ın Güneş’e kitap okuduğu sabahlar… Ve sonra bir sabah, bir cümle: "Ben seni seviyorum ama... bu dünyada sana yetemiyorum." İşte o gün bitmişti her şey. Bitmişti ama eksik kalmıştı. Ve şimdi altı ay geçmişti. Altı sessiz ay. Altı başsız no...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️16. Bölüm: Sessiz Çekiliş Güneş, Rüzgar’ın yanında yürürken sessizdi. Ayak sesleri kaldırıma düşen gölgeleri kadar belirsizdi. Hava serin değildi ama Güneş’in içine öyle bir soğuk çökmüştü ki, sanki ciğerlerine kadar buz tutmuştu. Rüzgar dönüp baktı, dudaklarının kenarıyla gülümsemeye çalıştı. "İstersen seni eve bırakayım," dedi. Güneş başını hafifçe salladı, "Gerek yok... yürümek iyi gelir belki." Bir süre daha sustular. Rüzgar sessizliğe alışık değildi, özellikle Güneş'le beraberken. Onun kahkahalarını, gözlerinin içini güldüren bakışlarını sevmişti. Ama o gün Güneş’in gözleri uzaklara bakıyordu. Rüzgar’ın değil, başka birinin geçmişinde kaybolmuş gibiydi. “Güneş,” dedi Rüzgar yavaşça, “Beni düşünmen gerekmiyor. Senin içinden geçenleri anlıyorum, belki de buraya ait değilsin. Belki de… bana ait değilsin.” Güneş başını çevirdi. Gözlerinin içi parlamıyordu artık, ama hâlâ dürüsttü. “Ben bazen kendime bile ait hissetmiyorum, Rüzgar. Kafam karışık... ...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️ 15. Bölüm: Geçmişin Gölgesi Güneş, kafede yalnız başına otururken zamanın nasıl geçtiğini fark edemedi. Bir yanda geçmişin acıları, diğer yanda şu anın huzursuzluğu arasında sıkışıp kalmıştı. Bir kahve siparişi vermişti ama yalnızca bir süreliğine içinde kaybolduğu anı yudumluyordu. Her şey, her şey çok karışıktı. Ferhat’la konuştuğunda, bir an için içindeki kırık duvarlar yeniden çökmüş, o eski kırılgan haline geri dönmüştü. Ama bu sefer, acıyı daha az hissediyordu, sadece alışmıştı. O an, Rüzgar kafede belirdi. Hızlı adımlarla yanına yaklaşıp, Güneş’in kararmış gözlerine bakarak derin bir nefes aldı. Rüzgar: “Ne oldu Güneş? Bir şeyler kötü gidiyor, bana anlatabilirsin.” Güneş, başını hafifçe kaldırıp Rüzgar’a baktı. Gözleri, ilk kez bu kadar derin ve kaybolmuş görünüyordu. İçindeki tüm kırgınlıkları ve hüzünleri biriktirip, ona doğru bakarken bir an sessiz kaldı. Güneş: “Bazen... bazen her şeyin üstesinden gelmek istiyorum, ama o kadar çok şey birikti ki... Ferhat’ı n...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️ 14. Bölüm - Kırık Hatıralar Güneş: “Beni kaybetmeyi seçen sendin.” Sesi titremedi. Yüzü taş gibi, kalbi cam kırığı. Ferhat’ın gözlerine bakarken aslında onu hâlâ ne kadar özlediğini kendine bile itiraf etmiyordu. Ferhat: “Bunu diyeceğini biliyordum.” Bakışlarını kaçırmadı bu defa. Güneş’in gözlerinde ona acı veren o eski bakışı görmek, en çok korktuğu şeydi. Ama alışmıştı artık. Güneş haklıydı. Güneş (bir adım atarak): “Gitmen gerektiğini biliyordum Ferhat.” “Ama sen söylemedin.” “Sadece gittin.” Ferhat: “Ben... seni korumaya çalıştım.” Sesi boğuklaştı. “Her şeyin üzerine yıkılmasını istemedim.” Güneş: “Ben yıkıldım zaten.” Sesi çatladı ama gözyaşı dökmedi. “Ve sen izledin.”
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️13 Bölüm – “Kırık Hatıralar” 🕯️🏚️ Güneş motorunu eski otobüs durağının kenarına park etti. Toz kalktı, sessizlik sarmal gibi çöktü. Elini yavaşça kaskından çekti. Gözleri karanlığa alışınca bir adım geri attı. 🫢 “Yok artık…” O yer... Paslı demir salıncağın hâlâ yerinde olduğu, çatlamış bankın kenarında isminin kazındığı… O eski park. Yıllar önce Ferhat’ın ona, "Sen gülerken zaman duruyor gibi." dediği yerdi. ⏳💔 Ferhat, bankın tam üstünde oturuyordu. Güneş’e hiç bakmadan sigarasını yere bastırdı. Ferhat (kısık sesle): “Beni yine bulacağını biliyordum.” Güneş (yutkunarak): “Buraya… neden?” 😶🌫️ Ferhat (başını kaldırmadan): “Çünkü burada seni ilk kez gerçekten kaybettim.” Güneş “Beni kaybetmeyi seçen sendin.” Sesi titremedi. Çünkü bu cümle içinden defalarca geçmişti. Şimdi sadece dudaklarından dışarı çıkıyordu. 💔🩶 Ferhat: “Bunu diyeceğini biliyordum.” Gözlerini kaldırmadan cevapladı. Sanki ezberlemişti. Sanki bu cümle yıllardır zihninde dönüp duruy...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️12. Bölüm – Devam: “Takip Başlıyor” 🏍️🌘 Ferhat arkasını döndü. Güneş hâlâ nefes nefese, kalbini bastırmaya çalışıyor ama bakışları donuk… ve keskin. İlkay, kolunu tutarken sesini titrek çıkarıyor: İlkay: “Güneş… ne yapacaksın?” 😟 Güneş (sessiz ama kararlı): “Gerçeği bulacağım.” 🔥 Cebinden motorunun anahtarını çıkardı. Parmakları titremiyordu. O an içindeki soru işaretleri, motorun sesiyle cevaba dönüşecekti. 🚨 Okulun arkasındaki küçük otoparka yöneldi. Siyah kaskını başına taktı. Saçlarının birkaç teli dışarı taşmıştı ama umrunda değildi. Motorun üzerine atladı. Ve o an… Rüzgar , hâlâ aynı köşede izliyordu. Güneş’in gözleriyle buluşmadı bile. Ama onun ruhunda ne varsa hissediyordu. 😔💔 Motorun sesi geceyi yarar gibi yankılandı. Vıııınn! 💨 Güneş, Ferhat’ın uzaklaştığı tarafa doğru gazı bastı. Güneş (iç ses): "Bu sefer kaçamazsın. Beni bıraktığın gibi bırakmayacağım seni. Gerçek neyse, söke söke öğreneceğim." 🖤
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️11.Bölüm – Devam: "Sorgu Başlıyor" Güneş'in gözleri Ferhat'ınkilerle buluşunca beyninde bir uğultu yükseldi. Kalbi çılgınlar gibi atmaya başladı. Ne elleri titrediğini fark etti, ne İlkay’ın onu tutmaya çalıştığını... Güneş: "O sensin… değil mi?!" Bir adım attı, sonra bir tane daha. Araba kapısı tam o anda açıldı. Ferhat siyah montunun yakasını kaldırmış, sessizce dışarı adım atıyordu. Aralarındaki mesafe üç-dört adımdan ibaretti. Ama o adımlar... Güneş’in öfkesinde volkan gibiydi. Güneş: "Neden geri döndün? Kim gönderdi seni?!" Ferhat, hiç cevap vermedi. Gözlerini ondan kaçırmadı ama ağzını da açmadı. Güneş, dişlerini sıktı. Güneş: "Yıllar sonra böyle mi karşıma çıkacaktın? Hiçbir şey söylemeden?!" Ferhat sadece derin bir nefes aldı. Ferhat: "Güneş... zaman her şeyi çözmez. Bazen sadece kabuk tutturur." Güneş: "Senin yüzünden neler yaşadım biliyor musun?! Atlas’ın bu işe karıştığını sanıyordum! Onu haksız...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️10. Bölüm – Sahne Açılış: Okul Bahçesi Güneş, İlkay'la okulun bahçesindeki banka oturmuştu. Ellerinde çay vardı, ama sohbet bir türlü başlamıyordu. Güneş, çayından bir yudum aldıktan sonra gözlerini İlkay’a dikti. Güneş: "Sence Atlas bize oyun mu oynuyor?" İlkay şaşırdı, elindeki karton bardağı yere bırakırken kaşlarını çattı. İlkay: "Ne? Nereden çıktı bu şimdi?" Güneş: "Bu sabah... biri bizi izliyordu. Gölge gibi bir şey... Ama çok tanıdık geldi. Bir anda Atlas geldi aklıma. Sanki... oymuş gibi." İlkay endişeyle etrafına baktı. İlkay: "Güneş... yine başlıyorsun. Belki sadece birini tanıdın sandın. Her gölge Atlas değildir ki." Güneş ayağa fırladı. Güneş: "Hayır İlkay! İçim rahat değil. Onu bir yerlere gönderen kimdi sanıyorsun? Belki de Ferhat’ın parmağı vardır. Ya da... Sude?" İlkay bir şey demeye çalıştı ama Güneş onu dinlemeden çantasını kaptığı gibi yürümeye başladı. O sırada arkasından koşar adımlarla birisi...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️Güneş, mutfakta çaydanlığın etrafında dolaşıyor, sabahın erken saatlerinde bir çayın huzurunu bekliyordu. İlkay yan masada çayını yudumluyor, Güneş ise biraz dalgındı. Anneleri, mutfağa girdiğinde, her zamanki gibi sakin ve yumuşak bir şekilde yaklaşmıştı. Ancak o gün, annesinin yaklaşımı Güneş’i biraz daha zorlayacaktı. Annesi, Güneş’in yanına geldi, yavaşça oturdu ve gözlerini dikkatle Güneş’e çevirdi. "Bugün yine bir şeylerin seni sıkıştırdığı belli. Neden biraz daha rahatlamıyorsun?" dedi annesi, sesi her zaman olduğu gibi yumuşak ama Güneş, bu soruyu artık eski rahatlıkla karşılamıyordu. "Günler geçiyor, ama ben bir türlü huzurlu olamıyorum, anne," dedi Güneş, sabahın ilk ışıklarıyla içine sızan karanlık arasında kaybolmuş gibi. Annesi, başını hafifçe eğerek onu anlamaya çalıştı. "Sadece biraz daha sakin olmalısın, Güneş. Hayat her zaman zor olacak. Ama bazen sadece biraz daha sakinleşmek, her şeyi çözebilir." Güneş, annesinin bu tavrına alış...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️ 10. Bölüm – Gölge Rüzgar, Güneş’in yüzündeki ifadeyi fark ettiğinde bir adım öne atıldı. “Biri mi vardı dedim sana,” dedi. “Gördün değil mi?” Güneş cevap vermedi. Gözleri hâlâ karanlığın kaybolduğu noktadaydı. “Tanıdık bir şey… ya da biri…” diye fısıldadı, ama emin değildi. Rüzgar konuşacak oldu, ama Güneş çoktan yürümeye başlamıştı. Adımlarını hızlandırdı. Parmak uçlarıyla montunun cebini sıkıyordu. Beyninde tek bir yüz dönüp duruyordu: Atlas. “Eğer oysa…” İçinden geçen cümleyi tamamlamadı bile. Okulun arka tarafında, sokak lambasının altında bir gölge duruyordu. Yavaş yavaş yaklaştı. Gölgeler netleşti. Ve oradaydı. Atlas. Sırtı duvara yaslanmış, başı hafif eğik, gözleri Güneş’e çevrili. Hiçbir şey yapmıyordu. Ama Güneş çoktan kafasında filmi başlatmıştı. “Ne işin var burada?” diye sordu Güneş, sesi sertti. Atlas gülümsedi, “Burada olmam yasak mı?” Güneş bir adım daha attı. “Beni mi izliyordun? Birini mi izliyordun?” Atlas’ın kaşları çatıldı. “Ne saçmalı...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️ 9. Bölüm: Sessizlikte Çarpan Kalp Geceydi. Okulun önünde durmuş, ne yapacağını bilmeden Rüzgar’a bakıyordu Güneş. İçinde bir şey vardı ama adını koyamıyordu. Ne sevinçti, ne korku. Sadece vardı. "Sanırım... bir şey hissediyorum," dedi. Ama kelimeler boğazında düğümlendi. "Ne olduğunu bilmiyorum." Rüzgar ona baktı. Gözleri sanki bir şey demek ister gibiydi ama sustu. "Senin yanındayken... başka hissediyorum. Kafam karışıyor. Ama bu kötü bir şey değil." Birden arka taraftan bir gölge geçti. Güneş gözlerini kısarak baktı ama kimse yoktu. Rüzgar, “Biri mi vardı?” diye sordu. Güneş sadece başını salladı. “Bilmiyorum.” Ve aslında, hiçbir şey bilmiyordu. Sadece hissettiğini biliyordu.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
🌞 Bölüm 5: Güneş’in Sessiz Çığlığı Güneş, sınıfına girmek için koridordan geçerken, adımlarının sessizliği bir anlığına içini ürpertiyor. Sanki dünya tüm gürültüsünü susturmuş, yalnızca onun kalp atışlarını duyan bir yer varmış gibi. Bu sessizlik, ona hep huzur verir. Ama son zamanlarda, bu sessizlikte bir şeyler değişiyor. Bir huzursuzluk, bir gerilim var içinde. Sınıfına girdiğinde, gözleri farkında olmadan hep Rüzgar’ı arıyor. Rüzgar’ın gözlerindeki soğukluğu, uzak durmaya çalışan tavırlarını, hep kendisine yaklaşan o karanlık düşünceleri izliyor. Güneş, normalde hiçbir şeyin dikkatini bu kadar dağıtmasına izin vermezdi. Ama Rüzgar, ona biraz daha yakın olduğunda, bir şeylerin yanlış gitmeye başladığını hissettiriyordu. Bir süre sonra, öğretmen dersin ortasında okula gelen bir veliye işaret eder. Güneş’in gözleri, istemsizce bu kişiye kayar. Adam, oldukça olgun, soğukkanlı ve derin bir havaya sahipti. Gözleri, insanları derinlemesine inceleyen bir bakışa sahipti. Güneş, bu...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
⚙️ 8. Bölüm – Şüphelerin Peşinde Rüzgâr, tamirhanesinde adımları yankılanırken, gözleri adamların her hareketini izlemeye devam etti. İçeriye giren adamlardan biri, altta kalmaya daha fazla dayanamadı ve sonunda, bir adım daha atarak, Rüzgâr’a doğru eğildi. “Bu araba özel, biraz acelemiz var,” dedi, sesi gergin ve biraz titrek. Rüzgâr, gözlerini ondan ayırmadan, aracın motorunu inceledi. Adamlar bir şeyler saklıyordu, ama ne? “Hızlıca çözebilirim,” dedi, ama hala onlara dönüp bakmadı. “Ama bilmeniz gereken bir şey var: burada ne yaptığınızı söylemezseniz, her şey karmaşıklaşır.” Adam, bir an için tereddüt etti, ama sonra kendini toparlayarak, “Biz sadece arabayı tamir ettiriyoruz,” diye mırıldandı. “Gerisi sizin işiniz değil.” Rüzgâr, kafasını kaldırıp adamı süzdü. Gözlerindeki gizemli ifade, içindeki huzursuzluğu her geçen saniye biraz daha arttırıyordu. Bir şeyler oluyordu, ama tam olarak ne olduğunu çözemiyordu. Bunu daha fazla uzatmanın anlamı yoktu. “Anlaşıldı,” dedi...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
⚙️ 7. Bölüm – Gizli Adımlar Rüzgâr, tamirhanesinin derin köşelerinde bir arabanın motoruyla uğraşırken, kapıdan gelen adımların sesi dikkatini çekti. İçeriye giren adamlar, her biri farklı bir şekilde duruyordu, ama hepsinin tavırlarında bir şeyler saklı gibiydi. Önde gelen adam, hafifçe başını sallayarak Rüzgâr’a doğru yaklaştı. “Selam, arabayı tamir edebilir misin? Acil bir durum var,” dedi, sesi alçak ama ciddi bir tonda. Rüzgâr, arabadan kafasını kaldırıp adama baktı. Adamın vücut dilini, gözlerindeki dikkati ve biraz da tedirginliğini hemen fark etti. Her şey çok "normal" görünüyordu ama bir şeyler eksikti. Adamın söyledikleriyle hareket eden tavırları arasında uyumsuzluk vardı. Rüzgâr, arabanın motoruna geri dönerken, gözlerini adamlardan ayırmadı. “Ne tür bir sorun?” diye sordu, sesinde alaycı bir ton yoktu, ama içindeki şüpheyi de saklayamadı. “Motor arızası, ama sıradan bir tamir değil,” dedi adam, başka bir adım atarak daha da yakınlaştı. “Buna daha dikkatl...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
💥 6. Bölüm – Kırık Yürekler Rüzgâr, okulu terk ederken içindeki garip hislerden kurtulamadı. Koridordaki gerginliği hissetmişti. Güneş’in yüzünde o garip ifadeyi görmek, ona çok tanıdık gelmişti. O an… Ferhat’ı düşündü. Ama sonra Sude'nin gülümsemesi gözlerinin önünden geçti. Kafasında dönen sorularla birlikte hızla tamirhanesine doğru yol aldı. Arabaların uğultusu arasında rahatlayabilirdi. Bir süre sessizlik, metal parçalardan başka bir şey yoktu. Sadece kendi düşüncelerini duyarak o anı yaşamaya başladı.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️ 5. Bölüm – Kırık Zamanlar Güneş, sınıfın köşesindeki cam kenarına oturdu. Elindeki kitabın sayfaları rüzgâr gibi akıp gidiyordu ama bir kelime bile okumuyordu. Okul kalabalıktı, sesler birbirine karışıyordu, ama onun içindeki sessizlik, tüm o gürültüyü bastırıyordu. Kapı aniden açıldı. Rüzgâr… Her zamanki gibi başını hafif yana eğip ona baktı. Kalabalığın arasında yalnızca Güneş’i görüyordu. Ama bu sefer Güneş’in gözleri bir anlığına geçmişe kaydı. Onun gelişiyle değil… başka bir hatırayla. “Gözlerinin içine son baktığımda... susmuştun. Tıpkı şimdi olduğu gibi.” Dudakları istemsizce Ferhat’ın o cümlesini hatırladı. Kalbinde yankılanan bir iz gibi. O gün, yağmurun altında söylenen o söz, yıllardır kulağında kalan son sestiydi. Tam o sırada, teneffüs zili çaldı. Güneş ayağa kalktı. Çantasını sırtladı ve sınıfı ilk terk eden kişi oldu. Rüzgâr onun peşinden hızla çıktı ama adımlarına yetişemedi. Güneş bu sabah garipti, bir şey vardı... ama ne? Koridorda yürürken arkasınd...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️Bölüm 4 – Sessizliğin Yankısı (Motorun gürültüsüyle başlayan bir sabah, içten fırtınalarla dolu bir okul...) Motorunun sesi, sabahın sessizliğini ikiye bölüyordu. Güneş, rüzgârı yüzünde hissederek sahilden uzaklaşırken içindeki kırgınlığı susturmaya çalışıyordu. Bir şey hissettirmemeliydi. Rüzgâr’a değil... kendine bile. Dalgaların uğultusunu ardında bırakıp asfaltın sertliğine odaklandı. Gözlüğünü çıkarmadı, saçları rüzgârla dans ederken yolda kimseye aldırmadan ilerledi. Okula herkesten önce varmak istiyordu. Konuşmadan. Bakılmadan. Sadece kendiyle baş başa. Okul bahçesine girerken motorunu park etti. Hiç kimse yoktu. Sanki sadece o ve boş binanın arasında bir sır vardı. Adımları yankılandı koridorda, sonra sınıfın kapısını açtı. Sırasına oturdu. Çantasından kitabını çıkardı. Sayfayı açtı ama gözleri harfleri görmüyordu. Dalgaların sesi hâlâ kulaklarında çınlıyordu. Ve o son an... Rüzgâr’ın dokunuşu. Kitap satır satır değil, kalp kalp yutuluyordu. Ama o sırada....
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️ Sessiz Güneş Bölüm 3 – Düşerken Tutan Eller Sabahın sonuna yaklaşırken güneş yavaşça yükseliyor, denizin üzerinden narin bir perde gibi süzülüyordu. Güneş ayakta, denize çok yakındı. Ayakkabılarını çıkarmış, kumların soğukluğunu hissetmek ister gibi çıplak ayakla yürüyordu. Rüzgâr arkasından gelmiyordu ama bakışları her adımını takip ediyordu. Sanki bir şey olacakmış gibi... "Biraz daha yaklaşırsam, belki... belki içine düşerim," dedi Güneş kendi kendine. Adımları titrek değildi. Ama bir anlık düşünce yeterliydi. Bir adım daha… Ve… Ayağı kaydı. Sadece bir an sürdü. Ama o an sonsuz gibiydi. Tam düşecekken, bir el hızla kolunu yakaladı. Sert ama güvenli bir tutuştu. Güneş’in kalbi o an, sadece korkudan değil… o ele duyduğu güvenden de çarptı. Rüzgâr çok yakındaydı şimdi. Onun nefesi, Güneş’in yüzüne çarpıyordu. "Denize düşmek istemiyorsan... beni çağır," dedi Rüzgâr. "Ben hep duyarım." Ama o an bitti. Çünkü biri geldi. Topuk ...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️ Sessiz Güneş Bölüm 2 – İlk Rüzgâr (Genişletilmiş) Güneş, sessizliğin içine gömülmüş halde oturuyordu. Denize bakıyordu ama aklı orada değildi. Dalgalar kıyıya vuruyor, martılar ötüyordu ama o hiçbirini duymuyordu. Sanki tüm dünya dışındaydı. İçinde bir boşluk vardı. Ne büyük ne küçük. Sadece... dolu olması gereken bir yerin, yıllardır boş kalmış hali. Tam o an, hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşündüğü o anda, bir ses duydu arkasından. “Soğuk sevmiyorsan, rüzgârla barışamazsın.” Küçük bir cümleydi. Ama Güneş’in kalbindeki duvara ilk defa biri elini uzatmış gibiydi. Yavaşça döndü. Uzun, dağınık saçları rüzgârda savruluyordu çocuğun. Üzerinde siyah bir mont vardı, elleri cebindeydi. Yüzüne gölge düşmüştü ama gözleri çok netti. Bakmıyordu… görüyordu. “Soğuğu değil, sessizliği seviyorum,” dedi Güneş. Çocuk dudaklarını hafifçe yukarı kıvırdı. Gülümsemedi. Ama Güneş o bakışın içindeki kırgınlığı tanıyabildi. Çünkü kendisi de taşıyordu aynısını. “Ben de,” d...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
☀️ Sessiz Güneş Bölüm 1 – Rüzgârın Konuştuğu Gün Güneş’in en sevdiği şey rüzgârın saçlarını dağıttığı o anlardı. Sanki dünya bir saniyeliğine duruyor, ve sadece o esintide gerçek bir şeyler varmış gibi... Kalabalıklar içinde yürüyordu ama kimseye çarpmadan, kimsenin gözüne bakmadan. Çünkü uzun zaman önce anlamıştı: Göz göze gelince, ruhun açılır. Ve bazıları, onu sadece seyretmek değil, yaralamak için bakardı. O gün deniz kenarında eski bir banka oturdu. Yanına kimse gelmeyecekti, biliyordu. Ama o boşluğa bile alışmıştı artık. Hatta bazen yalnızlıkla konuştuğunu fark ediyordu. “Bugün beni özledin mi?” diye fısıldadı kendi kendine Ama sessizdi. Tıpkı onun gibi