☀️ Bölüm 36 • Sessiz Adamlar ☀️
Ertesi sabah, Güneş aynaya bakarken gözlerinin altında morluklar vardı. Rüya gerçek gibiydi. Hatta… biraz fazlasıydı. O çocuk sanki sadece bir kabus değil, bir ipucu gibiydi.
Ve o sesler… “Onun bir şeyi var. İyi mi o?!”
Güneş, içinden atamadığı huzursuzlukla sokağa çıktı. Elinde defteri, başında kapüşon. Hava kapalıydı.
Sokaklar sessizdi. Ama bu sefer yalnız değildi.
Sokak başında bekleyen iki adam dikkatini çekti. Siyah montlu, boğuk yüzlü adamlar. Ona değil ama sokağın diğer ucundaki dükkanlara dikkat kesilmiş gibilerdi.
Ve o dükkanlardan biri, Rüzgar’ın tamirhanesiydi.
O an içini bir ürperti kapladı.
“Rüzgar…”
Adını anmak bile içini ısıtıyordu. Ama o anlık ısı, buz gibi bir şüpheyle yer değiştiriyordu.
Güneş, içindeki endişeye karşı koyamayarak tamirhaneye gitti. Demir kapı aralıktı. İçeriden hafif bir metal çarpması sesi geliyordu.
Kapıdan içeri girdiğinde, Rüzgar'ın sırtı dönüktü. Ama yalnız değildi.
İçeride beş adam daha vardı. Yüzlerinde tanıdık hiçbir ifade yoktu.
Bir tanesi Güneş’in rüyasındaki çocuğa çok benziyordu. Aynı kısa saç, aynı sert bakış. Bu kez gözleri kıpkırmızı değil ama… tetikteydi.
“Senin ne işin var burada?” dedi Rüzgar, sesi yumuşak ama uyarı doluydu.
Güneş, içeri birkaç adım attı.
“Bu adamlar… kim?”
Adamların en yaşlısı hafifçe gülümsedi.
“Tanıştığımız iyi oldu. Pilot’un kızını görmemiştik daha önce.”
Güneş’in gözleri büyüdü.
Pilot mu?
O isim bir kez daha karşısına çıkmıştı. Babasıyla ilgili ilk ipucu. Ama o an buna odaklanamadı. Çünkü Rüzgar, o adamın sözlerini duyunca, anahtarı yere düşürdü.
“Ona öyle hitap etme,” dedi Rüzgar, boğuk bir sesle. “O sadece bir kız. Burada olmasının nedeni benim.”
Adamlar birbirlerine baktı.
“Sen hâlâ onun kim olduğunu bilmiyorsun, değil mi?”
“Ne dediğini bilmiyorum,” diye karşılık verdi Güneş.
Güneş’in kalbi deli gibi atmaya başlamıştı.
Rüya gerçek miydi? Bu adamlar neyin parçasıydı? Rüzgar neyi saklıyordu?
Bir diğer adam, iç cebinden bir zarf çıkardı ve Rüzgar’ın tezgahına bıraktı.
“Bu işin bir sonu olacak, Rüzgar. Ama bu kız… onu koruyamayacaksın.”
Adamlar sırtlarını dönüp giderken, rüyasındaki çocuk Güneş’e bir anlığına baktı.
Bir şey demedi. Ama gözleriyle, o geceki görüntüyü hatırlattı.
Sonra arka kapıdan çıktılar.
Rüzgar, Güneş’in elinden tuttu. Soğuktu.
“Her şeyi anlatacağım… ama şimdi değil.”
Güneş onun yüzüne baktı. Bu çocuk gerçekten onunla mıydı? Yoksa… tehlikenin tam ortasında bir bağ mıydı sadece?
Defterine o gece şu cümleyi yazdı:
“Bazen en güvendiğin yer, fırtınanın merkezidir.”
Yorumlar
Yorum Gönder