☀️ 30. Bölüm — Bir Ses Kadar Uzak, Bir Kalp Kadar Yakın ☀️

Ferhat’ın Gözünden

Bazen kaçmak zorunda kalırsın.
Savaşmak istemediğinden değil...
Savaşmanın hiçbir anlamı kalmadığında.

Güneş’in adını telefonumda hâlâ “Güneşim” olarak tutuyorum.
Ama artık o isme bakmak bile karanlık gibi.
Çünkü ben o ışığın yanına layık biri değilim.
Çünkü ben... her şeyimi kaybettim.

Onunla son konuşmamızdan sonra bir mesaj yazdım.
İki yıl, dedim.
İki yıl sonra kendi kararlarını verebileceğin bir dünyada yine gelirim.
Ama bunu söylerken inandım mı, bilmiyorum.
Ya o beni beklerse?
Ya ben... dönecek kadar güçlü olmazsam?

Ama bilmediği bir şey var.
Ben onun attığı her adımı hâlâ izliyorum.
Sosyal medya hesabını gizli bir hesaptan takip ediyorum.
Hatta geçen gün paylaştığı o şehir konseri hikâyesine, üç kere baktım.
Arkadaşının storysinde arka planda kahkaha atarken görünüyordu...
ama o kahkahanın ortasında bir anlık boşluğa düşen bakışını fark ettim.
Güneşim… hâlâ içinden geçenleri gülümseyerek saklıyorsun.

Bilmiyor.
Ben şu anda sadece uzaklarda değilim, aynı zamanda darmadağınığım.
Ama bir yandan da onu koruyorum.
Sınıftaki en yakın arkadaşıyla mesajlaştığını öğrendim.
Geziye gideceğini annesinin yazdırdığını, tesadüfen değil, planlayarak öğrendim.
O otobüste oturduğu koltuğun arkasındaki numaraya kadar biliyorum.
İzliyorum, ama asla dokunamıyorum.

Bir sabah uyandım.
Güneş doğmuştu.
Ama onunla hiçbir ilgisi yoktu.

Ve o an anladım.
Benim güneşim uzaklarda bir yerde,
belki bir konser alanının ortasında,
belki bir sınıf köşesinde,
belki bir bankta sessizce gözlerini kapatırken...

Bense hâlâ orada, o son günün içinde kalmışım.
Gidemiyorum.
Ama dönemem de.

Belki de bu, aramızdaki en büyük mesafe.

Ama ne olursa olsun...
O, beni unuttuğunu sandığında bile,
ben onu sessizce izliyor olacağım.
Çünkü sevmenin başka bir türü de bu.
Uzakta kalıp, onun gölgesine bile dokunamamak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar