☀️ 35.bölüm • Göz Göze ☀️

“Dün…”
Güneş içinden geçirdi bu kelimeyi.
Dün yaşadığım şeyi kimseye anlatamam. Belki sadece kendime. Belki sadece... sayfama.”

Dershaneden çıkmıştı. İnsanlardan yorulmuştu. Herkesin sorduğu sorulardan, karşılıksız bakışlardan… biraz yürümek istiyordu. Telefonda Aslı vardı. Sıradan, eğlenceli bir konuşma.

Caddeden yukarı doğru yürümeye başladı. Gözlerini dar sokaklara çevirdiğinde, içinde bir huzur vardı önce. Sessizlik. Rüzgârın taşıdığı toz kokusu, taş kaldırımların ürkek sesi. Ama sonra…

“Ben silahımı kaybettim!”
Güneş, o sesi duyduğunda tüm tüyleri diken diken oldu.
“Bana silah getirin! O orayı bilmiyor… onun bir şeyi var. İyi mi o?!”

Arkasına döndü.
Simsiyah bir çocuk. Siyah tişört, siyah pantolon. Belinde silah koymak için bir kılıf vardı. Saçları sıfıra yakın kısalıktaydı. Ve gözleri…
Kıpkırmızı.

Koşarak yanından geçti. Sonra bir anda durup ona döndü:
“Belsa AVM nerede biliyor musun?”

Güneş'in kalbi hızlandı. Eli telefonun ses açma kısmına gitti, ne olur ne olmaz diye.
“Şey… aşağı in, sola dön. Yol boyunca yürürsen görürsün,” dedi.

Çocuk başını sallamadan aşağı doğru yürümeye başladı. Sanki “sol” dediğini duymamıştı.
Güneş birkaç saniye öylece kaldı. Sonra kitapçıya gitmek için onun yönüne doğru yürüdü. Ama çocuk hızla uzaklaştı.

“Bu sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bir işaret mi?”

Gece olduğunda, Güneş uyuyamadı. Her gözlerini kapattığında siyahlar içinde koşan çocuğun gözleri canlandı zihninde.

Sonunda dalıp gitti.

Rüyasında sokak karanlıktı. Aynı yer. Aynı taş kaldırımlar. Ama bu kez yalnız değildi.
Yavaşça arkasından biri yürüyordu. Ayak sesleri, rüzgârla birleşiyordu. Döndü —
Yine o çocuk.

Ama bu kez yüzü yoktu. Sadece kıpkırmızı gözler ve kan lekesi gibi bir silüet.
“Görmek istemediğini duydun,” dedi.
Sesi yankı yaptı sokakta.
Sonra rüya karardı.

Güneş sıçrayarak uyandı. Alnı ter içindeydi, kalbi göğsünü zorluyordu.
Yanında duran deftere birkaç kelime yazdı:

“Korktuğum şey, gerçekten var mı?”


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar