☀️ 21. Bölüm — Sessizliğin Arasından ☀️

Teneffüs ziliyle birlikte sınıftaki uğultu yeniden yükseldi. Sandalyeler itildi, ayak sesleri koridora taştı. Güneş ise hâlâ yerinden kalkmamıştı. Kalemi defterin üstünde dönüp duruyor, zihni bambaşka bir yerde dolaşıyordu.

Melis, koluna hafifçe dokundu.
“Hadi, bahçeye iniyoruz. Geliyor musun?”
Güneş başını kaldırıp gülümsedi. “Siz gidin, ben biraz kalayım.”
Melis anlamış gibi başını sallayıp sınıfı terk etti.

Sınıfta yalnız kalınca Güneş, cam kenarına yürüdü. Okulun bahçesi aşağıda rengarenk ceketli öğrencilerle doluydu. Bazısı koşuyor, bazısı kantin sırasındaydı. Herkesin hayatı bir şekilde ilerliyordu. Sadece onunki durmuş gibiydi.

Cep telefonunu usulca cebinden çıkardı.
Ferhat’ın profiline girdi.
Son görülmesi bir haftaydı.
Bir fotoğraf... bir hikâye... bir iz bile yoktu. Sanki orada bile yoktu artık.

O sırada sınıf kapısı gıcırdayarak açıldı. Beklenmedik bir şekilde bir erkek sesi duyuldu:
“Pardon... öğretmen buradaydı da...”
Güneş irkilerek döndü. Gelen çocuk Rüzgar’dı. Onunla aynı okuldaydı ve bazen göz göze gelseler de konuşmuşlukları yoktu.

“Öğretmen yok,” dedi Güneş.
Rüzgar bir an durdu, sonra içeriye girdi.
“Şey... sen Güneş değil misin?”
Güneş şaşkınlıkla baktı.
“Evet... sen?”
“Rüzgar.”

İlk kez adıyla karşı karşıya gelmişlerdi.
Rüzgar bir sıraya oturup çantasından defter çıkardı.
“Matematik zordu, senin notların iyidir diye düşündüm.”
Güneş hafifçe gülümsedi.
“Fena değilimdir.”
“Öyleyse bana biraz anlatır mısın? Hem... sessizlik de fazla iyi gelmiyor galiba sana.”

Güneş ilk defa hafifçe iç çekerek başını salladı.
Rüzgar, o an fark etmedi ama bir gülümseme, bir cümle, bir dikkat... bazen en derin sessizliğe bile bir pencere açardı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar