☀️18. Bölüm:  Camın Dışındaki Sessizlik

“Ben seni bir yerlere yazdırdım,” dedi annesi, bir sabah mutfağın loş ışığında.
Güneş, gri eşofmanlarının paçaları yerde sürünerek masaya geldi. Saçları dağınıktı, gözleri hâlâ uykudan çıkamamıştı.

“Ne?”
“Gezi varmış. Okulla. Günübirlikmiş. Biraz değişiklik olur sana.”
Kadın ilk kez kızının hayatına bir pencere açmak istemiş gibiydi.
Güneş başını salladı. Hayır da diyemedi. Çünkü ilk defa annesi bir şeye “Güneş için iyi olur” diye karar vermişti.

Sabahın erken saatinde okulun önüne geldiğinde, etraftaki kalabalık gözünü aldı.
Kızlar rengârenk giyinmişti. Birinin sırtında pembe bir çanta, diğerinin saçlarında örgülerin arasında çiçek tokalar vardı.
Erkekler, fotoğraf çekmek için sıraya dizilmiş, esprilerle ortalığı kahkahaya boğuyordu.

Güneş ise sade bir beyaz tişört giymişti.
Üzerine ince bir jean ceket geçirmiş, siyah pantolonu ve bileği açık spor ayakkabısıyla sanki o kalabalığın silik bir gölgesiydi.
Saçlarını toplamaya üşenmiş, sadece yarı dağınık bir şekilde bırakmıştı.
Ama gözleri... gözleri hep uzak bir yerdeydi.

Otobüsün cam kenarına oturdu.
Çantasından kulaklıklarını çıkardı ama müzik açmadı.
Camdan dışarı baktı sadece.
Sokak lambaları yavaşça geride kalırken, şehir uyanıyordu.
Ama Güneş’in içi hâlâ uykudaydı.

Bir ara, camda kendi yansımasını gördü.
Ve o an, bir elin onun saçını arkaya doğru atışını hayal etti.
Ferhat.

Eğer burada olsaydı...
Sessiz oturmazdı.
Onun sıkıldığını anlar, hemen saçma bir şaka yapardı.
Belki çantasından iki tane aynı şeker çıkarır, “Bunu da senin için aldım,” derdi.
Belki de sadece gözlerine bakar, “Ne düşünüyorsun Güneşim?” derdi.

“Keşke burada olsaydın…”
İç sesi bile fısıltı gibiydi ama kalbinin içinde yankı yaptı.

Mola yerinde otobüsler yan yana dizilmişti.
Kalabalık arasında Ferhat gibi giyinmiş biri dikkatini çekti.
Üzerinde siyah tişört, açık gri kapüşonlu.
Yürüyüşü de aynıydı.
Güneş bir an yerinden fırladı, ayakta kaldı.
Ama yüzünü göremeden o çocuk kayboldu kalabalıkta.
Ve o da Ferhat değildi.

Arkadaşları çimenlere yayılmıştı.
Fotoğraflar çekiliyor, videolar kaydediliyor, neşeyle kahkahalar atılıyordu.
Güneş birkaçına dahil oldu, ama gülümsemeleri birer maske gibiydi.
Sadece çimenlerin üzerine uzandığında kendini rahat hissetti.

Gökyüzüne baktı.
Bulutsuzdu.
Aynı Ferhat’la ilk konuşmaya başladığı gün gibi.
Her şey aynı gibiydi...
Ama Ferhat yoktu.
Onun sesi, onun gülüşü, onun sessizliği bile eksikti.

“Beni bir yerlere yazdırdın anne,” dedi içinden.
“Ama ben hâlâ onun isminde yazılıyım.”

Dönüş yolunda camdan dışarı bakarken bir şey fark etti.
Kalbindeki boşluk hâlâ oradaydı.
Ama artık canını yakmıyordu.
Sadece sessizdi.
Sanki... alışmıştı.

☀️ Güneş’ten Küçük Bir Not:

“Bazı geziler ruhunu gezdirmez.
Ama sana kendi yalnızlığını tanıtır.
Ve bazen, o yalnızlık bile bir evi andırır.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar