⚙️ 8. Bölüm – Şüphelerin Peşinde

Rüzgâr, tamirhanesinde adımları yankılanırken, gözleri adamların her hareketini izlemeye devam etti. İçeriye giren adamlardan biri, altta kalmaya daha fazla dayanamadı ve sonunda, bir adım daha atarak, Rüzgâr’a doğru eğildi.

“Bu araba özel, biraz acelemiz var,” dedi, sesi gergin ve biraz titrek.
Rüzgâr, gözlerini ondan ayırmadan, aracın motorunu inceledi. Adamlar bir şeyler saklıyordu, ama ne?
“Hızlıca çözebilirim,” dedi, ama hala onlara dönüp bakmadı. “Ama bilmeniz gereken bir şey var: burada ne yaptığınızı söylemezseniz, her şey karmaşıklaşır.”

Adam, bir an için tereddüt etti, ama sonra kendini toparlayarak, “Biz sadece arabayı tamir ettiriyoruz,” diye mırıldandı. “Gerisi sizin işiniz değil.”
Rüzgâr, kafasını kaldırıp adamı süzdü. Gözlerindeki gizemli ifade, içindeki huzursuzluğu her geçen saniye biraz daha arttırıyordu. Bir şeyler oluyordu, ama tam olarak ne olduğunu çözemiyordu.

Bunu daha fazla uzatmanın anlamı yoktu.
“Anlaşıldı,” dedi Rüzgâr, nihayet motoru kapatıp tamirhanesinin köşesine doğru yürümeye başlarken. “Ama bir dahaki sefere, işler daha düzgün yapılmalı.”

Adamlar sessizce başlarını salladılar ve arabadan uzaklaştılar. Rüzgâr onları gözünden kaçırmadan, her birinin yüzlerindeki gerilimi inceledi. Burada daha fazlası vardı ama ne olduğunu öğrenmek için biraz daha beklemesi gerekecekti.


Bir süre sonra, Rüzgâr biraz daha rahatlamış gibi göründü. Yavaşça tamirhanesinin derinliklerine doğru ilerlerken, aklı hala o adamların söylediklerinde takılı kalmıştı. Onlar sadece bir müşteri gibi davranıyorlardı, ama içlerinden biri, kendini çok fazla gizliyordu. İçine doğan bir şey vardı ve o, yavaşça dikkatini çekiyordu.

Sürekli arabanın motoruyla ilgili bir şeyler düşünmek de yetmiyordu. Şüphelerini araştırmak, bu adamlara bir adım daha atmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağına dair bir plan yapmadı. Aniden karar vermek gerekebilirdi.


O sırada, Güneş’in okula doğru gittiğini gördü. Hızla tamirhanesinin kapısını kapatıp, dışarıya doğru adım attı. Güneş’i görmek, biraz olsun kafasını dağıtabilirdi. Ama içindeki huzursuzluk onu rahat bırakmıyordu.

Güneş tam okul yolunda yürürken, Rüzgâr’ın arabası onu gözlerken, o da yavaşça başını çevirdi. Gözleri, Güneş’i buldu. O an, hisleri karma karışıktı. Bir yandan içindeki huzursuzluk onu yavaşça sıkıştırırken, diğer taraftan, Güneş’in gözlerindeki derinliği, yansıyan yalnızlığı fark etti. Belki de, sadece bir şekilde doğru zamanı bekliyordu.

Birkaç adım sonra, Güneş bir an için durdu ve Rüzgâr’a doğru bir bakış attı.
“Ne oldu?” dedi, neşeli ama derin bir anlam taşıyan bir şekilde. “Neden bakıyorsun öyle?”

Rüzgâr, yüzünde hafif bir gülümseme oluşturdu.
“Bir şey yok,” dedi, ama içinde başka bir şey daha vardı. “Bir şey hissettim, o kadar.”
Güneş hafifçe başını eğdi, sonra bir an için gözleri kısıldı.
“Bir şeyler her zaman hissedilir,” dedi, ama bu sözleri biraz garipti. Bir anlamı vardı ama, Rüzgâr buna net bir şekilde ulaşamıyordu.

Birlikte okula doğru yürüdüler, ama içindeki karışıklık, Rüzgâr’ı terk etmemişti. Adamların sakladığı şey neydi? Ve Güneş... Güneş’in içinde ne vardı?


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar