☀️ 5. Bölüm – Kırık Zamanlar
Güneş, sınıfın köşesindeki cam kenarına oturdu. Elindeki kitabın sayfaları rüzgâr gibi akıp gidiyordu ama bir kelime bile okumuyordu. Okul kalabalıktı, sesler birbirine karışıyordu, ama onun içindeki sessizlik, tüm o gürültüyü bastırıyordu.
Kapı aniden açıldı.
Rüzgâr…
Her zamanki gibi başını hafif yana eğip ona baktı. Kalabalığın arasında yalnızca Güneş’i görüyordu. Ama bu sefer Güneş’in gözleri bir anlığına geçmişe kaydı. Onun gelişiyle değil… başka bir hatırayla.
“Gözlerinin içine son baktığımda... susmuştun. Tıpkı şimdi olduğu gibi.”
Dudakları istemsizce Ferhat’ın o cümlesini hatırladı. Kalbinde yankılanan bir iz gibi. O gün, yağmurun altında söylenen o söz, yıllardır kulağında kalan son sestiydi.
Tam o sırada, teneffüs zili çaldı. Güneş ayağa kalktı. Çantasını sırtladı ve sınıfı ilk terk eden kişi oldu. Rüzgâr onun peşinden hızla çıktı ama adımlarına yetişemedi. Güneş bu sabah garipti, bir şey vardı... ama ne?
Koridorda yürürken arkasında bir çift göz vardı. Güneş farkında olmadan başını çevirdi.
Kimse yoktu. Ama kalbi bir şeyi hissetmişti.
Sanki oradaydı. Sanki izliyordu.
O sırada Atlas ve Sude, koridorun diğer ucundan Güneş’e yaklaştı.
Atlas, gözlerini kısmış, Güneş’in davranışlarını çözmeye çalışıyordu.
Sude ise her zamanki gibi sahte bir gülümsemeyle yaklaştı:
“Birini mi arıyorsun Güneş?”
Güneş gözlerini kaçırdı.
“Hayır. Sadece geçmiş bazen kendini hatırlatıyor,” dedi kısık bir sesle.
Atlas kaşlarını kaldırdı.
“Geçmiş mi? Yoksa... Ferhat mı?”
Güneş’in gözleri büyüdü. O ismi... kimse ağzına almamıştı. Kimse bilmemeliydi.
Sude göz kırptı.
“Bazı şeyleri unutmak kolay değil, değil mi?”
Yorumlar
Yorum Gönder