☀️17. Bölüm:  Söz Gibi Kayıp

Ferhat gitmişti.
Ama gerçekten mi gitmişti, yoksa sadece ortalıkta mı yoktu… Güneş bunu hâlâ çözememişti.

Telefonundaki son mesaj hâlâ oradaydı.
İki yıl, demişti.
İki yıl sonra geleceğim, seni istemeye geleceğim.
Ama aradan 6 ay geçmişti.
Ve Ferhat’tan tek bir ses yoktu.
Ne bir emoji, ne bir gece yarısı mesajı.
Sessizlik, artık sözlerin bile üzerine basıyordu.

Güneş her sabah kalktığında ilk iş telefona bakmıyordu artık.
Ama geceleri…
Uyumadan önce hâlâ o konuşmayı açıyordu bazen.
Ekrana dokunuyor, geri çıkıyordu.
Sanki o mesajın üstüne bastığında Ferhat’a dokunacakmış gibi…
Ama hiçbir şey olmuyordu.

Aralarında yaşanan 4 ay…
Çok şey sığmıştı o 120 güne.
Kahkahalar, kavga etmeler, Ferhat’ın Güneş’e kitap okuduğu sabahlar…
Ve sonra bir sabah, bir cümle:
"Ben seni seviyorum ama... bu dünyada sana yetemiyorum."

İşte o gün bitmişti her şey.

Bitmişti ama eksik kalmıştı.

Ve şimdi altı ay geçmişti.
Altı sessiz ay.
Altı başsız not defteri.
Altı sabah kahvesiz uyanmak.
Altı kere doğan güneşi seyrederken “Ferhat uyandı mı acaba?” diye düşünmemek.
Altı ay... aynı cümleyle:
“İki yıl sonra geleceğim.”

Güneş artık yazmıyordu.
Sadece dinliyordu.
İnsanların konuşmalarını, otobüs motorunu, kendi nefesini…
Ve en çok da kendi kalbinin sesini.

Bir gün defterine sadece şunu yazdı:

“Senin sesinle başlamayan günlerde, kendime ait değilim.
Ama bu sessizlikte bile, seni kendime saklıyorum.”

O gün Güneş tekrar yazmaya başladı.
Ama bu defa Ferhat için değil.
Kendisi için.
Kendi sözlerini duymak, kendi içini tekrar hatırlamak için.
Çünkü beklemek bazen başkasını değil, kendini kaybetmemekti.

☀️ Güneş’ten Küçük Bir Not:

"Bazı insanlar gelir ve söz bırakır.
Ama bazıları… hiç gitmeden özlenir."
🌙

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar