Sıkıntılar insanı olgunlaştırır demir ateş haline gelmeden çelik olmaz.
O sıkıntılarda olgunlaşmasını biliceksin sıkıntılar insanı ileriye götürür.
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Bu blogdaki popüler yayınlar
☀️ 35.bölüm • Göz Göze ☀️ “Dün…” Güneş içinden geçirdi bu kelimeyi. Dün yaşadığım şeyi kimseye anlatamam. Belki sadece kendime. Belki sadece... sayfama.” Dershaneden çıkmıştı. İnsanlardan yorulmuştu. Herkesin sorduğu sorulardan, karşılıksız bakışlardan… biraz yürümek istiyordu. Telefonda Aslı vardı. Sıradan, eğlenceli bir konuşma. Caddeden yukarı doğru yürümeye başladı. Gözlerini dar sokaklara çevirdiğinde, içinde bir huzur vardı önce. Sessizlik. Rüzgârın taşıdığı toz kokusu, taş kaldırımların ürkek sesi. Ama sonra… “Ben silahımı kaybettim!” Güneş, o sesi duyduğunda tüm tüyleri diken diken oldu. “Bana silah getirin! O orayı bilmiyor… onun bir şeyi var. İyi mi o?!” Arkasına döndü. Simsiyah bir çocuk. Siyah tişört, siyah pantolon. Belinde silah koymak için bir kılıf vardı. Saçları sıfıra yakın kısalıktaydı. Ve gözleri… Kıpkırmızı. Koşarak yanından geçti. Sonra bir anda durup ona döndü: “Belsa AVM nerede biliyor musun?” Güneş'in kalbi hızlandı. Eli telefonun ses...
☀️ 33.bölüm , pilotun gölgesi ☀️ Okuldan çıkalı yarım saat olmuştu. Güneş elindeki kulaklığı çantasına tıkıştırırken telefonuna gelen mesajı fark etti. Bilinmeyen bir numara: “Kütüphane sokağında seni bekliyorum. Baban hakkında konuşmalıyız. Lütfen gel.” Birkaç saniye ekrana boş boş baktı. Parmakları titredi, sonra istemsizce telefonu kapatıp yürümeye başladı. Kalbi düzensiz atıyordu. “Baban” kelimesini çocukluğundan beri duymamıştı. Hep eksik bir sayfa gibi kalmıştı içinde, tamamlanmamış bir hikâyenin ana karakteri gibi. Kütüphane sokağına vardığında güneş yavaşça batıyordu. Hava serindi. Sokağın köşesinde, siyah montlu bir adam, elleri cebinde bekliyordu. Gözleri karanlık, bakışları netti. Güneş istemsizce bir adım geride durdu. Adamın gözleri onun gözlerine kilitlendi. “Sen... Güneş misin?” Güneş başını yavaşça salladı. Adam ceketinin içinden bir zarf çıkardı. “Bu senin. Baban... Pilot’tan.” “Pilot mu?” diye tekrarladı Güneş, neredeyse fısıltı gibi. Adam sadec...
☀️ 50. KAFENİN KIYISINDA Güneş, denizin kokusunu içine çekti. Sabah Emir’in hazırladığı piknikten sonra aklında kalan tek şey onun gözleri olmuştu. Ama karşılarına çıkan o adam, denizi de rüzgarı da gölgeledi. Miran Vural. Pilot. Ve babası. Bir anlık sessizlik oldu, sonra Güneş, Emir’in eline baktı ve hiç tereddüt etmeden konuştu: “Onun yanında dinlemek istiyorum her şeyi. Emir’den saklamam gereken bir şey yok.” Miran başını eğdi, “Pekâlâ… ama bu sokakta konuşulmaz,” dedi. Kendilerine tenha bir kafe buldular. ☕️ KAFENİN İÇİ Üçü aynı masadaydı. Güneş gözlerini Miran’dan ayıramıyordu. İçinden gelen binlerce soruyu bastırmaya çalışıyor, nefes almayı unutmamak için bardağına uzanıyordu. Miran anlatmaya başladığında, Güneş’in dünyası bir kez daha altüst oldu. Her kelime, yıllardır cevapsız kalan bir başka sorunun kapısını aralıyordu. O sırada Emir, sandalyesinden hafifçe kalktı. “Lavaboya gidiyorum,” dedi sessizce. 🚻 KAFENİN ARKASINDA Lavaboya gitmek bahaneydi. Cebin...
Yorumlar
Yorum Gönder