☀️ 10. Bölüm – Gölge

Rüzgar, Güneş’in yüzündeki ifadeyi fark ettiğinde bir adım öne atıldı.
“Biri mi vardı dedim sana,” dedi. “Gördün değil mi?”

Güneş cevap vermedi. Gözleri hâlâ karanlığın kaybolduğu noktadaydı.
“Tanıdık bir şey… ya da biri…” diye fısıldadı, ama emin değildi.

Rüzgar konuşacak oldu, ama Güneş çoktan yürümeye başlamıştı.
Adımlarını hızlandırdı. Parmak uçlarıyla montunun cebini sıkıyordu.
Beyninde tek bir yüz dönüp duruyordu: Atlas.

“Eğer oysa…”
İçinden geçen cümleyi tamamlamadı bile.

Okulun arka tarafında, sokak lambasının altında bir gölge duruyordu.
Yavaş yavaş yaklaştı. Gölgeler netleşti.
Ve oradaydı.

Atlas.

Sırtı duvara yaslanmış, başı hafif eğik, gözleri Güneş’e çevrili.
Hiçbir şey yapmıyordu.
Ama Güneş çoktan kafasında filmi başlatmıştı.

“Ne işin var burada?” diye sordu Güneş, sesi sertti.
Atlas gülümsedi, “Burada olmam yasak mı?”

Güneş bir adım daha attı.
“Beni mi izliyordun? Birini mi izliyordun?”
Atlas’ın kaşları çatıldı.
“Ne saçmalıyorsun sen?”

Güneş hırçınlaştı.
“Beni aptal sanma Atlas. Az önce biri vardı. Gölge gibi. Kayboldu. Ve sen tam da o taraftan çıkıyorsun.”

Rüzgar, Güneş’in hemen arkasındaydı şimdi.
“Elini indir Güneş,” dedi yumuşak ama kararlı bir sesle.
“Eğer bir şey varsa, birlikte çözeriz.”

Atlas bakışlarını Rüzgar’a çevirdi.
“Sen hâlâ buradasın ha?”
“Ben onun hep yanındayım,” dedi Rüzgar, gözünü bile kırpmadan.

Güneş’in göğsü inip kalkıyordu. Sakinleşmeye çalışıyordu ama aklı oradaydı.
O gölge…
Atlas mıydı gerçekten?

Yoksa…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar