☀️Bölüm 4 – Sessizliğin Yankısı

(Motorun gürültüsüyle başlayan bir sabah, içten fırtınalarla dolu bir okul...)

Motorunun sesi, sabahın sessizliğini ikiye bölüyordu.

Güneş, rüzgârı yüzünde hissederek sahilden uzaklaşırken içindeki kırgınlığı susturmaya çalışıyordu.
Bir şey hissettirmemeliydi.
Rüzgâr’a değil... kendine bile.

Dalgaların uğultusunu ardında bırakıp asfaltın sertliğine odaklandı.
Gözlüğünü çıkarmadı, saçları rüzgârla dans ederken yolda kimseye aldırmadan ilerledi.
Okula herkesten önce varmak istiyordu.
Konuşmadan.
Bakılmadan.
Sadece kendiyle baş başa.

Okul bahçesine girerken motorunu park etti.
Hiç kimse yoktu.
Sanki sadece o ve boş binanın arasında bir sır vardı.
Adımları yankılandı koridorda, sonra sınıfın kapısını açtı.

Sırasına oturdu.
Çantasından kitabını çıkardı.
Sayfayı açtı ama gözleri harfleri görmüyordu.
Dalgaların sesi hâlâ kulaklarında çınlıyordu.
Ve o son an... Rüzgâr’ın dokunuşu.

Kitap satır satır değil, kalp kalp yutuluyordu.
Ama o sırada... sınıf kapısı açıldı.

Aynı sert adımlar.
Aynı keskin sessizlik.
Aynı çarpan yürekler.

Rüzgâr, sınıfa girdiğinde gözleri doğrudan ona kaydı.
Bir şey söylemedi.
Ama bakışları Güneş’in sırtında bir yük gibi ağırlaştı.
Güneş ise gözlerini kitaptan kaldırmadan sordu:

— Takip etmekten hiç sıkılmıyor musun?

Rüzgâr yaklaştı. Sırasının yanına oturdu, elinde anahtarlık. Yarış arabasına ait.
Anahtarlığın metal sesiyle parmaklarını oynattı.
Gülümsedi ama o bildik, kibirli gülüşle değil.
Yorgun, kırılmış bir gülüşle.

— Sen fark etmediğini sanıyorsun ama ben hep buradaydım, Güneş.
— Gölge gibi mi?
— Hayır. Ateşin tam içine adım atacak kadar cesur biri gibi...

Sessizlik.
Göz göze geliş.
Araya giren zil sesi.
Ama artık hiçbir şey aynı değil.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar