☀️10. Bölüm – Sahne Açılış: Okul Bahçesi

Güneş, İlkay'la okulun bahçesindeki banka oturmuştu. Ellerinde çay vardı, ama sohbet bir türlü başlamıyordu. Güneş, çayından bir yudum aldıktan sonra gözlerini İlkay’a dikti.

Güneş: "Sence Atlas bize oyun mu oynuyor?"

İlkay şaşırdı, elindeki karton bardağı yere bırakırken kaşlarını çattı.
İlkay: "Ne? Nereden çıktı bu şimdi?"

Güneş: "Bu sabah... biri bizi izliyordu. Gölge gibi bir şey... Ama çok tanıdık geldi. Bir anda Atlas geldi aklıma. Sanki... oymuş gibi."

İlkay endişeyle etrafına baktı.
İlkay: "Güneş... yine başlıyorsun. Belki sadece birini tanıdın sandın. Her gölge Atlas değildir ki."

Güneş ayağa fırladı.
Güneş: "Hayır İlkay! İçim rahat değil. Onu bir yerlere gönderen kimdi sanıyorsun? Belki de Ferhat’ın parmağı vardır. Ya da... Sude?"

İlkay bir şey demeye çalıştı ama Güneş onu dinlemeden çantasını kaptığı gibi yürümeye başladı. O sırada arkasından koşar adımlarla birisi geldi.

Rüzgar: "Güneş!"

Güneş durdu ama arkasına dönmedi.
Rüzgar: "Yine nereye gidiyorsun böyle? Konuşmamız lazım!"

Güneş sertçe döndü.
Güneş: "Seninle konuşacak bir şeyim yok! Atlas’ı araştıracağım. O çocuk göründüğü kadar masum değil!"

Rüzgar: "Ama bunu böyle tek başına yapamazsın! Bak hâlâ neler yaşadığımızı hatırlamıyor musun? O çocuk belki de—"

Güneş: "Rüzgar, ya sen de bir şey saklıyorsan? O kadar şey yaşadık, ama hâlâ açık oynamıyorsun benimle!"

Rüzgar gözlerini kaçırdı. Güneş, bunu görüp geri adım attı ama sesini kısmadı.
Güneş: "İşte bu yüzden kimseye güvenemiyorum! Biri sırtını dönüyor, biri yalan söylüyor… Artık yeter!"

Tam o anda bir korna sesi duyuldu. Üçü de başlarını çevirdi.

Siyah camlı bir araba, okulun yan sokağında durmuştu. Camı yavaşça indi.

Güneş’in gözleri büyüdü. Kalbi hızla çarpmaya başladı.

Bir çift göz... ona bakıyordu. Tanıdık… ama nereden?

İlkay nefesini tuttu.
İlkay (fısıltıyla): "Bu o mu…?"

Güneş fısıldayarak cevap verdi:
Güneş: "Ferhat..."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar