Kayıtlar

Haziran, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
  ☀️ 50. KAFENİN KIYISINDA Güneş, denizin kokusunu içine çekti. Sabah Emir’in hazırladığı piknikten sonra aklında kalan tek şey onun gözleri olmuştu. Ama karşılarına çıkan o adam, denizi de rüzgarı da gölgeledi. Miran Vural. Pilot. Ve babası. Bir anlık sessizlik oldu, sonra Güneş, Emir’in eline baktı ve hiç tereddüt etmeden konuştu: “Onun yanında dinlemek istiyorum her şeyi. Emir’den saklamam gereken bir şey yok.” Miran başını eğdi, “Pekâlâ… ama bu sokakta konuşulmaz,” dedi. Kendilerine tenha bir kafe buldular. ☕️ KAFENİN İÇİ Üçü aynı masadaydı. Güneş gözlerini Miran’dan ayıramıyordu. İçinden gelen binlerce soruyu bastırmaya çalışıyor, nefes almayı unutmamak için bardağına uzanıyordu. Miran anlatmaya başladığında, Güneş’in dünyası bir kez daha altüst oldu. Her kelime, yıllardır cevapsız kalan bir başka sorunun kapısını aralıyordu. O sırada Emir, sandalyesinden hafifçe kalktı. “Lavaboya gidiyorum,” dedi sessizce. 🚻 KAFENİN ARKASINDA Lavaboya gitmek bahaneydi. Cebin...
  ☀️ 49.   Bölüm: Gecikmiş Bir Karşılaşma (Sahilde, sabahın erken saatleri) Güneş, alarm sesiyle gözlerini araladığında hâlâ uykuluydu. Perdenin arasından sızan ışık odasını yumuşak bir sarıya boyamıştı. Tam yeniden yorganın altına girecekti ki telefonuna gelen mesaj dikkatini çekti. 📩 Emir : Hazırlan Güneş. Bugün deniz kokusu ve sürpriz kokusu birbirine karışacak. Küçücük bir gülümsemeyle yataktan fırladı. Hâlâ uykulu olsa da, kalbi çoktan uyanmıştı. Yarım saat sonra, sahildeki küçük bir koyda buluşmuşlardı. Emir bagajdan bir sepet çıkardı; içinden termoslar, sandviçler, börekler, meyve suyu... hatta bir çiçek bile vardı: küçücük bir papatya. “Sahur gibi kahvaltı ama daha manzaralı,” dedi gülümseyerek. Güneş gözlerini kısıp ona baktı. “Yani diyorsun ki... başka kızları da böyle kandırıyor musun?” Emir güldü. “Yalnızca seni,” dedi hafifçe. “Ama sen zaten çoktan kanmamış mıydın?” Güneş kıkırdadı. Aralarındaki bu saf, tatlı atışmalar huzurlu bir fon müziği gibiydi. Den...
  📖48.  Bölüm: Gölgedeki Gerçekler ☀️ Güneş elinde kahvesiyle sahil boyunca yürüyordu. Hava biraz serin, ama rahattı. Yanında Emir vardı, sessiz ama huzurlu. Onlar konuşmadığında bile etrafları konuşuyor gibiydi. Dalgaların sesi, uzaktan gelen gitar ezgisi, birkaç çocuğun kahkahası... “Bazen...” dedi Emir, kahvesinden bir yudum alıp, “...bazı insanlar geçmişin enkazıyla tanışmadan geleceğe güvenemez.” Güneş başını çevirip baktı. “Sen geçmişini geride bırakabildin mi?” Emir hafifçe güldü. “Ben bıraktım sanıyordum. Ama sonra sen geldin. Geçmişime de, geleceğime de aynadan baktırdın.” Güneş başını eğdi. Bazen duymak istemediği sözleri en doğru kişiler söylerdi. Tam o sırada bir grup yaklaştı. Aslı, Eray ve birkaç tanıdık yüz daha... Güneş hemen gülümsedi. “Aslı!” diye seslendi ve hemen koşup sarıldı. Emir arkasından yavaşça geldi. Grup büyüdü, kahkahalar çoğaldı, sohbetler hızlandı. Herkes kendi hikâyesini anlatıyordu. Eray bir gün önce yaşadığı komik bir olayı patlatt...
  ☀️ 47. bölüm    GÜNEŞ’İN GÜNLÜĞÜ – “Geceye Fısıldanan Emir” Bugün… Bugün ilk defa geçmişimin gölgesi peşimden gelmedi. Bugün, biri bana geçmişimi unutturmadı… sadece onunla baş etmeyi kolaylaştırdı. Emir. Adı bile kısa ama etkisi… tarif etmesi zor. Onu tanıyalı çok olmadı. Ama sanki uzun zamandır hayatımda var gibi. Bir kalabalığın ortasında biri seni fark ettiğinde hissedersin ya, öyle biri. Göz göze geldiğinde “sen farklısın” bakışı atanlardan. Ama bunu çaktırmadan yapanlardan. Bugün… bana mesaj attı. Geceydi, herkes uykudaydı, dünya sessizliğe gömülmüştü. Ama içimde bir kıpırtı vardı. "Canım sıkıldı" dedi. Bir mesajla başlayan gece, küçük bir çılgınlıkla sahile uzandı. “Hazırlan, dışarı çıkıyoruz” dediğinde... gözüm bir an saate kaydı. Geceydi. Karanlıktı. Eskiden olsa cesaret edemezdim. Ama içimden bir şey, “git” dedi. Sanki onunla yürünecek karanlıklar, daha az ürkütücüydü. Ve çıktım. Sahile vardığımızda, dalgalarla karışan kahkahalarımız vardı. Asl...
  ☀️ 46. SAHNE – KAFEDEN SAHİLE, TAM BİR KARMAN ÇORMANLIK Emir defteri alelacele çantasına sıkıştırmaya çalışırken Aslı yerinde duramadı. “Yok yok! O çizimi bir daha göreceğim. Güneş! Bu resim sensen, seni baya güzel çizmiş.” Emir dayanamayıp gülümsedi, “Yani sonuçta model güzel olunca…” Aslı abartılı bir öksürük koyverdi. “HİÇ DUYMADIM EMİR? Model mi dedin? Yok artık, romantik çizerimiz olmuş!” Mert de söze karıştı: “Emir bir şey çizince sanatsal oluyor, ben çizince çöp adam diye dalga geçiyorsunuz. Çifte standart bu!” Güneş kahkahasını tutamadı. “Çöp adamlar da değerlidir Mert, senin ki soyut sanat.” Hep birlikte kalktılar, “Bir yürüyelim sahilde!” diyerek. Aslı hemen organizatör moduna geçti. “Tamam! Bir yürüme yarışması yapalım mı? Ama kuralsız!” “Kuralsız ne demek?” dedi Emir. “Asla düz yürümeyeceksin! Ya dans ederek ya da saçma sapan bir şekilde!” İlk olarak Aslı başladı, zıp zıp zıplayarak. Güneş, “Sen kurbağa mısın?” diye bağırdı gülerek. Emir, Güneş’in yanı...
 ☀️ 45.   SAHNE – GÜNEŞ’İN GÖZÜNDEN O gün, sahil havası biraz sertti ama içimde garip bir huzur vardı. Aslı, Mert ve Emir’le beraber kafede oturuyorduk. Kahve, sohbet, gülüşmeler… Her şey olması gerektiği gibiydi. Emir çantasını yere koydu, bir şey arar gibi içini karıştırdı. “Telefon yine en dibe kaçmış,” diye mırıldandı. Bir an sonra defteri yere düştü — ince, gri kapaklı, biraz dağılmış köşeleri olan bir defter. Ben eğilip almak isterken içinden bir şey düştü. Küçük, katlanmış bir kağıt. Tam geri vermek için uzanacaktım ki köşesinde tanıdık bir çizgi gözüme çarptı. Bir çene… sonra saç… sonra o gözler. “Bu… ben miyim?” dedim istemsizce. Emir bir anda dondu. “Elimde kalmış galiba,” dedi ama sesi utangaç bir titremeyle çıkmıştı. Aslı hemen atladı, “Dur bakıcam!” diye ama Emir kağıdı onun eline geçmeden nazikçe aldı. Gözlerini kaçırmadı benden. Ben gülümsedim hafifçe. “Güzel çizmişsin,” dedim. Sonra biraz cesaretle ekledim, “Altına ‘Güneş’ yazmışsın… Neden?” Emi...
  ☀️ 44. bölüm,   Emir’in Gözünden — “Geceyi Anlatacağım Sana” Ben o geceyi anlatacağım sana. O kahveni uzattığım, “geldin” dediğim geceyi. Sen “galiba geldim” demiştin ya… Aslında kendine geliyordun. Fark etmedin ama o an, karşımda ayakta duran sen değildin sadece. Bunca zaman içinde biriktirdiğin ne varsa, hepsi gelmişti. Yorgunluğun… suskunluğun… özlemlerin. Biliyorum, o geceyi sahil yaptı özel kılan değil. Senin bakıp da gözlerini kaçırman… Kahkahana karışan o minik çekingenlik… İşte o, geceyi kıymetli yaptı. İnsan birini tanımaya çalışırken kendini de tanıyor ya… Ben seni izlerken, kendimi daha net duymaya başladım. Sen rüzgârda saçlarını toplayıp “burası iyi geldi” dedin ya… Ben yıllardır hiç bu kadar iyi hissetmemiştim. Sonra o arkadaşların geldi. Seni öyle bir sevdiler ki... Seslenişleri bile senin nasıl biri olduğunu gösteriyordu. Ama asıl güzel olan neydi biliyor musun? O kahkahalar içinde bile gözün beni arıyordu. Yanında olduğumu hatırlamak ist...
  ☀️43.bölüm gece notu  Yorganına sarılıp tavana bakıyordu. Telefon elinde, ama ekran kilitli. Düşünceleri Emir’deydi. “Ayçöreği gibisin,” demişti. “İçinde tarçın gibi hikâyeler var.” Gülümsedi. İlk defa biri, onu geçmişi olmadan da sevilesi bulmuştu. Ve bu... güzeldi. Ama... Ama hâlâ göğsünün bir köşesinde bir ad vardı. Ferhat. “İki yıl sonra...” Bu cümle, Emir’in bütün sıcaklığının arasına kar gibi yağıyordu. Yine de… Güneş o gece bir ilk yaptı. Günlüğüne “bugün çok güldüm” yazdı. Uzun zamandır ilk defa. Saat 22.47 Güneş odasında tavanı izliyordu. Telefonuna bir mesaj düştü: Emir: “Canım çok sıkılıyor. İnsanlarla doluyum ama kimseyle konuşasım yok. Bu çok garip bir yalnızlık.” Güneş, bir süre ekrana baktı. Parmakları mesaj yazdı, sildi. Sonra içinden geldiği gibi yazdı: Güneş: “Ben de biraz tuhafım. İstersen iki tuhaf bir araya gelsin?” Emir: “Geleyim mi? Yoksa sen mi çıksan? Sahil bugün çok güzelmiş. Uğultulu ama huzurlu.” “Bence sen gel. Geceye ...
  ☀️42.  Bölüm: “Çayın Tadı” Kafeden çıktıklarında hava iyice serinlemişti. Güneş kollarını kavuşturdu, hafif ürperdi. Emir hemen ceketini çıkardı. “Al, üşüme.” “Yok yok, ben—” “Güneş, üşürsen kediler bile seni alaya alır.” Ceketi omzuna aldı. Gülümsedi. “Sen hep böyle misin? Yani… tatlı.” Emir omuz silkti. “Ben mi tatlıyım? Yoo. Sadece iyi çay yaparım.” “Yani özel bir yetenek.” “Yani özel insanlar içindir.” Güneş hafifçe kızardı ama hemen konuyu değiştirdi. “Sahi… sen neden böyle şeyler yapıyorsun? Mama dağıtmak falan?” Emir başını kaldırıp gökyüzüne baktı. “İnsan bazen kendini bir şeye faydalı hissedince nefes alabiliyor. Ben de… elimden gelenle uğraşıyorum. Bazen hayvanlar, bazen insanlar.” Sonra Güneş’e döndü. “Bazen de... senin gibi bir kızın yüzünü güldürmekle.” Güneş gözlerini kaçırdı. Ama yüzünde bir tebessüm vardı. “Senin bu cümlelerin hep böyle mi, yoksa bu gece mi özel?” Emir yavaşça yürümeye başladı. “Bu gece biraz özel olabilir. Ayçöreği gibisi...
  ☀️ 42. Bölüm: “Kokusunda Bir Hatıra”  Emir küçük bir kafede durdu. “Gel, çay ısmarlayayım. Bugünlük Ayçöreği’nin kahramanıyız sonuçta.” Güneş omuz silkti. “Çay varsa varım.” Küçük tahta bir masa. İki bardak buhar çıkaran çay. Sokak lambasının altında… hafif loş. Emir içinden gülerek sordu: “Peki senin o yüzünü düşürdüğün kişi… kimdi?” Güneş çayına baktı. Bir an sustu. Sonra: “Bir çocuk… İki yıl sonra tekrar buluşacağız demişti.” Emir gözlerini kıstı. “Klasik mi romantik mi?” Güneş güldü. “İkisinin karması. Kalbimi kırdı ama ona hâlâ kırgın değilim… saçma değil mi?” Emir başını iki yana salladı. “Bence değil. Bazen bazı insanlar... kalbini kırsa bile onlara ‘kırılmak’ bile gelmiyor içinden. Çünkü bir yerin hâlâ onlarla bağlı.” Güneş gözlerini ona dikti. Bu cümleyi Ferhat söyleseydi… muhtemelen yine ağlardı. “Senin biri var mı?” Emir çayını karıştırdı. “Eskiden vardı. Şimdi sadece... ismi telefonda engelli listemde.” İkisi birden kahkaha attı. Güneş eğilerek ...
  ☀️ 41. Bölüm: “İsmi Rüzgârda Kaldı” Güneş, yardım kutularını taşıyan çocukla yavaşça yürüyordu. “Ben Emir,” dedi çocuk. “Ben de... Güneş.” Emir gülümsedi. “İsmini duyunca şaşırmadım. Işığın var.” Güneş kısa bir kahkaha attı. “Bunu söyleyen ilk sen değilsin.” İstanbul’un arka sokaklarında mama ve su kaplarını bırakırken, Güneş ilk kez haftalardır kendini biraz hafif hissediyordu. Emir garipti, ama iyi bir garip. Her hayvana bir isim veriyordu. “Bu tombik mesela... Ayçöreği. Çünkü her zaman çörek çalıyor.” İkisi de güldü. Sonra, Güneş bir anda sordu: “Parfümün neydi?” Emir bileğine sıktı, uzattı. Güneş kokladı. Aynı koku. Ferhat’ın kokusu. İçine bir şey oturdu. “Birine mi benzettin?” Emir’in bakışları ciddileşti. Güneş başını çevirdi. “Evet… ama o sen değilsin. Sadece... bir şeyleri anımsattın.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Emir, mama kabını bırakırken ellerini kirletti. Güneş dayanamayıp su şişesini uzattı. “Elini yıka, sonra da buraya gel… Ayçöreği seni be...
  ☀️ 40. Bölüm: “O Koku” Bir gün sonra. Güneş yalnız yürüyordu. Kalbinde yorgunluk, zihninde Atlas’ın sözleri. Bir sokakta renkli kutular taşıyan biriyle karşılaştı. Siyah bere, hafif gülümseme. “Merhaba,” dedi çocuk. “Sokak hayvanları için yardım topluyoruz. Mama, battaniye…” Güneş biraz para uzattı. Sonra durdu. O koku… Buram buram tanıdık bir parfüm. Ferhat. “Şey... parfümün ne?” dedi Güneş. Çocuk bileğine sıktı, uzattı. “Beğendin mi?” Güneş kokladı. Aynı. Aynı his, aynı kırık anı. “Tanışmış mıydık biz?” diye sordu sessizce. Çocuk sadece gülümsedi. Sonra sordu: “Beraber dağıtalım mı? İkimiz daha hızlı oluruz.” Güneş bir an duraksadı. Sonra başını salladı. Bilmiyordu neden kabul ettiğini. Ama bu çocuğun gözlerinde bir tanıdıklık vardı. Bir zamanlar yarım kalan bir şey gibi 💬 Bundan sonra Güneş çocuğun Ferhat olup olmadığını sorgulayabilir ama çocuk hiç ismini söylemez. Okur da seninle birlikte ‘Acaba o muydu?’ diye merakta kalır.
  ☀️ 39.   Bölüm: “Rüzgarın Gerçeği” Tepede oturuyorlardı. Güneş ellerini ceketinin cebine sokmuş, titriyordu. Ama soğuktan değil, içindeki sorulardan. Rüzgar gözlerini yere dikti. “Güneş… senin baban, Miran… benim hayatımı değiştirdi. Hem de kötü anlamda.” Güneş sessizce baktı, cevap istemedi, sadece devam etmesini. “Babam... masum bir adamdı. Uçak teknisyeni. Miran’la aynı ekipte çalışıyordu. Sonra bir gün ortadan kayboldu. Haftalar sonra gözaltına alındı. ‘Uçuş sabotajı’ dediler. Ama kanıt yoktu, sadece biri onu suçladı. O kişi senin babandı.” Güneş’in gözleri doldu. Ama ağlamadı. Rüzgar devam etti: “İşte o gün anladım; herkes adaletli değil. Ve bazen kötüler kazanıyor.” Birden arkadan soğuk bir ses geldi. “Yeter.” Döndüler. Atlas. Karanlık montu, keskin bakışları. Rüzgar’ın sesi buz gibiydi. “Sen ne arıyorsun burada?” Atlas sadece Güneş’e döndü: “Geçmişi kurcalamak seni iyileştirmez. Bazen bazı cevaplar, birini kurtarmaz; sadece seni boğar.” Sonra sessizce...