☀️45. SAHNE – GÜNEŞ’İN GÖZÜNDEN
O gün, sahil havası biraz sertti ama içimde garip bir huzur vardı. Aslı, Mert ve Emir’le beraber kafede oturuyorduk. Kahve, sohbet, gülüşmeler… Her şey olması gerektiği gibiydi.
Emir çantasını yere koydu, bir şey arar gibi içini karıştırdı.
“Telefon yine en dibe kaçmış,” diye mırıldandı.
Bir an sonra defteri yere düştü — ince, gri kapaklı, biraz dağılmış köşeleri olan bir defter.
Ben eğilip almak isterken içinden bir şey düştü. Küçük, katlanmış bir kağıt.
Tam geri vermek için uzanacaktım ki köşesinde tanıdık bir çizgi gözüme çarptı.
Bir çene… sonra saç… sonra o gözler.
“Bu… ben miyim?” dedim istemsizce.
Emir bir anda dondu.
“Elimde kalmış galiba,” dedi ama sesi utangaç bir titremeyle çıkmıştı.
Aslı hemen atladı, “Dur bakıcam!” diye ama Emir kağıdı onun eline geçmeden nazikçe aldı.
Gözlerini kaçırmadı benden.
Ben gülümsedim hafifçe.
“Güzel çizmişsin,” dedim. Sonra biraz cesaretle ekledim,
“Altına ‘Güneş’ yazmışsın… Neden?”
Emir çantasını kapattı, çizimi defterin arasına koydu.
Sesi yavaş ama netti.
“Çünkü o çizim sadece sana benzemiyor. Aynı zamanda… hissettirdiğin şeyin ta kendisi.”
Kahve fincanı elinde titriyordu hafifçe.
“Bazen bir insan gelir… ve sadece bir gece, her şeyi değiştirir. O sensin.”
Gözlerimi kaçırdım. İçimde bir kıpırtı, yüzümde yakalanmış bir tebessüm vardı.
Aslı, Emir’e çaktırmadan göz kırptı bana doğru.
“Yani… romantik filmlerden fırlamışsınız ama ben yokmuşum gibi devam edin lütfen,” dedi gülerek.
Ve o an, içimden geçen tek cümle şuydu:
Belki de kalbimin kapısını gerçekten biri usulca araladı
Yorumlar
Yorum Gönder