📖51. Bölüm: Gidişin Sessizliği ☀️

KAFEDEN SONRA – GÜNEŞ & MİRAN

Kafeden çıkarlarken güneş batmak üzereydi. Güneş, Miran’ın yanında yürüyordu. İlk defa yanında yürürken onu bir yabancı gibi değil, tanımaya çalıştığı biri gibi hissediyordu. Aralarında hâlâ çözülmemiş çok şey vardı, ama artık sessizlik acıtıcı değildi.

“Ben seni yıllarca rüyamda büyüttüm,” dedi Güneş yavaşça.
Miran sustu.
“Bazen hiç var olmadığını düşündüm. Ama şimdi... burada yürüyorsun. Gerçekmişsin.”

Miran durdu.
“Elimde olsa her sabah kahvaltını ben hazırlardım. Ama şunu bil Güneş... bu geç gelen bir özür değil. Bu, şimdi başlayabilecek bir hikâye teklifi.”

Güneş cevap vermedi. Sadece başını eğdi. Sonra hafifçe başını salladı.
“Zamanla,” dedi.

AKŞAM – EMİR VE GÜNEŞ

O gece, Güneş'in telefonu çaldı. Emir'di.

📲 Emir:
"Biraz nefes alalım mı? Bu sefer piknik yok, söz."

Güneş gülümsedi. "Sadece sen olduğun sürece, başka hiçbir şeye gerek yok."

Birlikte sahile gittiler. Bu defa konuşmadılar çok. Sessizce yürüdüler, zaman zaman birbirlerine baktılar, sonra bir banka oturdular.

“Biliyor musun,” dedi Emir, “ben hayatımda ilk defa birine ‘kal’ demek istedim. Ama sustum. Çünkü belki sen, ‘git’ demeye hazırlanıyordun.”

Güneş hafifçe ona döndü.
“Ben kimseye git demedim. Ama giden çok oldu.”

Tam o sırada Emir’in telefonu çaldı. Bir isim parladı ekranda: Ferhat’ın babası.
Emir gözlerini kıstı.
Açmadı. Ama yüzü düşmüştü.

Güneş fark etti.
“Bir şey mi oldu?”

Emir bir süre sustu.
“Yok… Sadece geçmişimden kalan kırık bir pencere yine açık kalmış.”

Güneş uzandı, elini onun eline koydu.
“İstersen beraber kapatalım.”

Emir bir an gözlerine baktı. O an bir şey diyecekti, ama kelimeler göğsüne düğümlendi. Sonra çantasından defterini çıkardı. Küçük bir not kağıdı yırtıp uzattı.

“Eğer bir gün gidecek olursam... bil ki bu senden kaçmak değil, seni korumak içindir.”

Güneş şaşırdı.
“Ne demek bu şimdi?”

Ama Emir başını eğdi.
“Bunu senin için değil... kendim için saklıyordum. Ama artık senin bilmen gerek.”

ERTESİ SABAH

Güneş Emir'e mesaj attı:
📩 “Bugün nereye kaçıyoruz?”
Mesaj iletildi ama okunmadı.
Bir saat… iki saat… dört saat…

Güneş’in içi daraldı. Sonra Emir’den gelen tek bir mesaj:
📲 “Gitmem gerek… sakın beni arama. Lütfen.”

Güneş’in kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
Hemen aradı.
Telefon kapalıydı.

AKŞAM – EVİNDE

Güneş’in kapısının altından bir zarfta küçük bir kâğıt uzanmıştı.
Açtı.
Emir’in çizdiği bir resim.
Bir kız, denize bakıyor. Yanında gölgesi var ama gölge yavaş yavaş siliniyor.

Altında sadece bir cümle yazılıydı:

“Bazen en güzel şey, sessizce gitmekti. Çünkü kalmak, seni yok edebilirdi.”

Güneş o gece uyuyamadı.
Hiçbir cevap yoktu.
Sadece gözyaşı ve sessizlik.

Ama bir şey biliyordu.
Emir bir gün dönecekti.
Ve döndüğünde, kalmak için gelecekti.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar